30.11.2010

Düşümde bir kadın var

 Anita'ya ithafen...







5 yıl önceydi sanırım ya da 6 bilemiyorum. Birileri vasıtasıyla bulmuştum seni MaçaKızı. Benim için ekmekten, sudan, aldığım nefesten daha değerliydin. Yaşar gibi çekiyordum yazdıklarını içime. Sen sigara içiyordun, ben öksürüyordum. Sen şarap içiyordun, benim başım ağrıyordu. Sen annenden tokat yiyordun, ben ağlıyordum.




"Benim onunla konumam lazım" demiştim. Hatırlıyorum, hayatımda hiçbir şeyden o kadar emin olmamış ve hiçbir şeyi o kadar istememiştim. Ben mail attım sen cevap yazdın ve bitti. 



Facebook'ta ekledim seni ve sen kabul ettin. Daha çok dahil oldum hayatına. Ama sen o zamanlarda bırakın yazmayı. Hep canım yanar bunu düşününce. Sen nasıl var olabilirsin ki yazıların olmadan.





Bu sene yeni adresinde beni ekledin ve sanki yıllardır en hakiki dostmuşuz gibi konuştun. Yaşadığım şoku ve mutluluğu anlatamam inan. Sen bendin ya zaten, sanki ben de sen olabilirmişim gibiydi. Buluşalım dedin bana, buluşalım dedim. Sen mutluydun, uzaktaydın ve yazmaya başlamıştın. Hayat güzeldi, tanıştık.




Anlattın da anlattın. Yaralarını ilk kez yazılar olmadan gördüm. Sana sarılmak istedim, "korkma ben tararım saçlarını" demek. Çünkü Dralaye ve Anita bilirler hayatta çikolatadan başka mutluluklar da var.




Gün geldi, düştü Anita'mın yüzü, parçlandı aynalarda. Bekledim toparlansın, ben ona bir kez daha yazamadığı yazıları hatırlatmayayım.




Gün geldi, ayakta durabildi Anita. Beni aradaı ve buluşalım dedi. Bu hafta bir gün, bir yerde Dralaye ve Anita buluşacaklar. Küçük dünyalarımızda minik kız çocuklarımız olacak. Biz kadeh tokuştururken, onlar bizim yani annelerinin ayakkabılarını giyecekler. Şuh kahkahalar atıp, bencilce "ben senden daha güzel olacağım" diyecekler. Biliriz ki bizden güzel olacaklar.




Ben seveceğim yüzünü Anita'nın, en çok da minicik kaşlarını. 


Çünkü ben en güzel onun eksik yanlarını severim.




Bakar ve gülümser bana.


-Ne güzel kadınsın sen.
-Ben aynayım unuttun mu...


Gözlerimizi kaparız ve hayal ederiz sadece.







26.11.2010

Mim'lenmek ya da Mim'lemek

Şu sıralarki modaya uygun olarak ben de mimlendim, Baş Harfi Ğ tarafından. Onun kendi paylaştığı Mim düzenine uyarak ben de aşağıdaki cevapları veriyorum önceden belirli bir takım sorulara.



1)En sevdiğiniz kelime: Sevgi. Çünkü sevildiğim zaman her şeyi yapabilirim. Eğer seversem ağmuru durdurabilir, her gece dolunayı izleyebilirim. Sevgiyle herşeyi yapabilirim, sonsuza ulaşabilirim.


2)En nefret ettiğiniz kelime: Sabır. Gerçekten çok sabırsız bir insanım ve çevremdeki sabırlı insanlara da katlanamam bazen. Bir şey istiyorsam o an olacak. Sevdiğim hemen yanıma gelecek ya da o ayakkabıyı hemen alabileceğim. Alamazsam da sabredemem ki.


3)Sizi ne heycanlandırır?: Sürprizler, uzun süredir görmediğim biriyle buluşmak, alamak istediğim bir şey almış olmak, merak ettiğim bir filmi izlemek, uzun süredir çıkamasını beklediğim kitabı okumak, sahnede olmak... uzaar da gider.
 
4)Heycanınızı ne öldürür?: Rahatsızlık duyduğum bir şeyin o an gerçekleşmesi. Saniyelerle kötü bir ruh haline geçebilirim.


5)En sevdiğiniz ses: Senfonik enstrüman sesleri (özellikle fülüt ve çello).


6)Nefret ettiğiniz ses: Metal bir maddenin başka bir maddeye değerken ya da daha kötüsü dişe değdiğinde çıkardığı ses. Çatal bıçağı birbirine sürtemem, çatalı dişime değdiremem gibi gibi.


7)Hangi mesleği yapmak istersiniz?: Psikolog olmak istiyordum. Hala istiyorum. Ailem engel oldu ama bir gün mutlaka olacağım.


8)Hangi doğal yeteneğe sahip olmak istersiniz?: "No ordinary familiy" adlı diziden gördüğüm üzere 'süper zeka'ya sahip olmak isterdim. Her şeyi yapabilirsin resmen harika.


9)Nerede yaşamak isterdiniz?: Kaz dağları-küçükkuyu. Başka da hiçbir yerde değil.
 
10)En önemli kusurunuz: Geçmişte yaşanan şeylere takılıp kalıyorum. Aylarca yılarca kendime acı çektiriyorum. Mutsuz olduğum bir anda eski hatıraları anımsayarak daha çok acıyorum kendime. Aynı zamanda kindarım da. Karşımdaki kişinin hatasını da unutmam ve unutturmam.
 
11)Kendiniz olmasaydınız kim olmak isterdiniz?: İskandinav ülkelerinde yaşayan bir evsiz olmak isterdim. Yasal olarak uyuşturucu almayı, sokakta yatmayı, devletin bana battaniye vermesini ve sonra bir gün mutsuz olup kendimi öldürmeyi. Dertsiz, tasasız ve sonu belli bir yaşam.


12)Size en fazla keyif veren kötü huyunuz: İnsanların zaaflarını çok çabuk keşfedip bunu onlara karşı kullanabiliyorum bazen. Ama bazen sadece.
 

13)Kahramanınız kim?: Babam derdim ve babam gibi bir sevgili buldum o nedenle her ikisi de diyebilirim.


14)En çok kullanığınız kötü kelime: Oldukça küfürbaz biri olduğumdan aralarından seçim yaparken zorlanıyorum. ama sanırım "Hassiktir" en çok kullandığımdır.


15)Şu anki ruh haliniz: Ne yerde ne gökteyim. Uykuyla uyanıklık arasında. Her zamanki gibi, araf'ta.


16)Hayat felsefenizi hangi slogan özetler: "Sikilmiş götün muhakemesi olmaz".


17)Mutluluk rüyanız: Zaman sınırı olmayan bir dünya. O zaman her şeyi başarabilirdim. Herkese zaman ayırabilir, okulu ihmal etmez, düzenli bir ilişki yaşayabilirdim.


18)Sizce mutluluğun tanımı: Dağ başında bir ev, mumlar, Meltem Arıkan'ın kitabı, şarap, çikolata ve sevgilim. Bir tablo gibi hep gözümün önünde.


19) Nasıl ölmek isterdiniz?: Mümkünse yanmadan ve parçalanmadan. İşkence görmesem de güzel olur. Zamanın geldiğini kendim anlayıp, kendimi öldürmek isterdim. Ama nasılsa anlayamayacağımdan gün gelir bir şekilde ölürüz canım yeaaa.

20)Öldüğünüz zaman cennete giderseniz Allah'ın size ne söylemesini istersiniz?: Olmayan şeylerin hesabını yapamayacaım şuan.




Ve bitti...


Şimdi sıra başlakarını mimlemekte.






Buyruuun efendiiim=) 

24.11.2010

Kısa saç sendromu (vol1)

Mutluyum!

Saçlarımı hala güzel bulmuyorum ama onlarla barıştım. Demek ki beğenmesem de bir şeyleri kabul edebiliyormuşum. Ne mutlu bana.

Şimdi sadece kızmızı ayakkabılarım ve kırmızı şemsiyem eksik. E çiçek alan da bulunur herhalde.

o kadar işte...

21.11.2010

I love my dorm room!

Şimdi 9 günlük koccaman bayram tatili bitti ya, herkes sızlanmaya başladı. Ama ben ne yazık ki onlarla aynı hisleri paylaşmıyorum. Benim için yurt odam en güzel yer, bayılıyorum yani öyle böyle değil.


Neden diyecek olursanız, şöyle anlatayım.
1- Bizim evde yemek yapılmaz ve dışardan yemek söylemene de izin vermezler. Çok istiyorsan gider kendin yaparsın.

Oysa yurt öyle mi? elinin altında binlerce çeşit, ne yediğine karışan annen olmadan şipariş et ve afiyetle ye.


2- Bizim evde çamaşır da çok sık yıkanmaz. Hayır canım tabi ki pis değiliz ama olaylar şöyle gelişir.


Babam doktor olduğundan dolayı sürekli beyaz çamaşır çıkarır. Onun eşyaları topluca yıkanır.

Havlu-çarşaf ikilisi de yıkanır.

Annem sadece siyah giyer ama onun kıyafetleri taşlı pullu olduğundan o kendisininkileri ayrı yıkar.

Ablam evde değildir, geldiğinde de kendi kıyafetlerini yıkar.

Yani görebileceğiniz üzere benim çamaşırlar yıkanmaz allah yıkanmaz. Tabi ki sonunda ben olay çıkarırım.


Oysa güzel yurdumda 1.5 saate kıyafetler yıkanır, kurur ve hatta ütülü gibi çıkar.


3- Yurt odası rahattır azizim. Hele de benimki gibi mükemmel bir oda arkadaşınız varsa. Ne sesi çıkar, ne dağınıklığıma laf eder (ay bayılıyorum ben ona). 

Anne dırdırı yoktur (ki bu herşeye bedel).

4- Yurt odanız temizlenir.

Yine yanlış anlaşılma olmasın. Annem yerde tek bir kitap bile görse git kendin temizle odanı dediği için onu da ben yapmak zorunda kalırım.


5- Yurtta gece hayatı ve içki vardır. 

E tüm arkadaşlar bir arada olunda içki de içilir muhabbet de yapılır. Başka söze ne hacet.




İşte böyle cancağızlarım. Geçen yıldan sonra tekrar bayılıyorum yurt hayatına. Evi de hala bir o kadar sevmiyorum.



Yaşasın yurt hayatı!

18.11.2010

Bir Kadın...(vol2)

İspanyol ezgilenin sardığı vücuduna bakar Kadın. Gözleri kapalı, kaç zamandır dans ettiğini bilmez. Bir tür trans halinde. Küçücük odası mumlarla dolu. Bir sürü kırmızı kasenin içinde üçer tane mum. Kadın, Erkek ve Aşk için. Mumlardan biri her zaman önce söner ve kalanlar da yarım yamalak birbirine karışır.


Hayali topuklu ayakkabıları ayaklarında Kadın'ın, Kan kırmızısı. Bilirsiniz kardeştir Kadın ve Kan. Sessizce keser ayak bileklerini, istediği kırmızılığa ulaşıncaya kadar.


Diğer tüm dostları bir rakı kokusu kadar uzakken, çalmaz telofon. Bir başkası kadar olamamıştır hiçbir zaman Kadın onlar için. Kırmızıya güvenen bir avuç insan ve onlara günenen bir Kadın.


Yıllardır üşenmeden biriktirdiği gülleri teker teker ezer ayaklarının altında. Odayı Yasmin Levy'nin büyülü sesi doldurur. Kadın'dan önce söyler hep o zaten söylenmesi gerekenleri, "me voy..."



Dikenler batar ayaklarına, kuru bordo güller kızarır Kan'da. Kan ölümden çok doğumdur Kadın için. "Ölmek için doğmak gerekir" diyenlere inat "doğmak için ölmek gerekir" diye haykırır.





Onu ancak Kan anlar çünkü Ka(dı)n aslında içten içe hep Kan(dı).

17.11.2010

Bir Kadın...(vol1)

"Hava karanlık, hava puslu, hava soğuk. Bana Melek diyebilirsiniz, Necla veya Emine. Farketmez. Çünkü bıktım kalıplarınızdan, adlandırmalarınızdan, yarım yamalak tanımlamalarınızdan. Siz bizi asla tanıyamayacaksınız. Bitti. Nokta."


Elindeki son kağıda bunları karalamıştı, Kadın. Sigarasından bir nefes çektiği sırada kağıt da öteki kardeşlerinin yanına düşmüş, buruşuk bir şekilde yerde yatıyordu.

Masanın üzerinde şarap vardı, kadeh vardı, kan vardı. Odada mum vardı, Kadın vardı, kan vardı. Tende acı vardı, zevk vardı, kan vardı.


Hayır, hiçbir şey düşündüğünüz gibi olmamıştı. Ne aldatılmış, ne terkedilmiş, ne ölüm görmüş bir Kadın o. 


Boşverin, anlayamazsınız.


Kış geldiğinde onun ayakları üşür. Yıllar öncesine dalar gözleri. Küçük parmağındaki tırlaklar uzar ve morarır. Yalnızlığı en güzel onlar anlatır. Elde bir boyalı tırnak. Upuzun. Sanki dün gece birlik olup tırnaklar öldürmüşler onu. Sanki boğulmuş, duyan olmamış.


Kış geldiğinde hemen pencere pervazına oturur Kadın. Ayaklarını uzatır sonuna kadar, 4kat aşağı değmek istermişçesine.


Kış gelince ruhunu o kadar pis hisseder ki kadın, koşar da gömer ayaklarını balkonuna yığılmış karlara. Dudaklar morarır, eller morarır, ayaklar morarır. Ama ruhu inadına sarılır siyah kaftanına. Kara'ya aşıktır Kadın. Aşkı kardan beyazken, Kara'yı arzular.


Kış gelince eline kalem alır Kadın. Çeker çok sevdiği, ve bi o kadar da nefret ettiği, saman kağıt defterini. Yazar tüm kinini, nefretini, şiir olur, şarkı olur yırtar defteri. Kalem çoktan kağıdı geçip tenini parçalamış olur, farkedemez. Gördüğünde de güler sadece, "zaten ben yapacaktım" der geçer.


Kış gelince kendini sırtüstü halıya bırakır Kadın. Tavan alçalır, duvarlar üstüne üstüne gelir. Boğulur ama alışıktır O zaten. Sus'ar, su'sar da söylemez. Siz ve sizin gibilerin arsızlığından en çok O utanır. Kırmızı çorapları giyer hemen ayaklarına. Siz bilmezsiniz ne çok üşür ayakları.


Kış gelince beyaza karşı Kara kaplar her tarafı. Kadın kırmızılara sığınır. Ojeleri, rujları, elbiseleri sever. Bazen o kadar korkar ki, kana boyar kendini. Eğer bir nokta dahi kırmızıdan uzak olsa teni, yanacak Kara'nın ellerinde.


Ancak kırmızılara güvenemeyeceğini görünce Kadın, eski dostuna Yeşil'i bekler. Bekler ki alsın onu bu çukurdan.


Mevsim kış, her yer beyaz, inadına Kara ve inadına Kırmızıyken. Yeşil baharın derinliklerinde, başka dünyalarda, başka rüyalarda.


Kadın yalnız, dışlanmış, etiketlenmiş, bağırılmış, hakaret edilmiş, suçlanmış, iftira atılmış, Karalar bağlamış, boğulmuş, sövülmüş, yıkılmış.



Hayalindeki küçük elli, yeşil gözlü meleğini bile almışlar elinden. Rahmini deşip çıkarmışlar. Hiç olmamış olan, hayali bir bebeği kabuslarında öldürdüklerini hiç unutmamış Kadın. Sanki hiç doğuramayacak gibi ağlamış. Korkar olmuş gelecekten. Kırmızıdan ve onun getirdiklerinden.


Bir tek Kan kalmış, en yakın arkadaşı, kardeşi. 


Keserdi Kadın kendini, mum alevlerinde yoğururdu tenini. Kan O'nu isterdi, O da Kan'ı.


Yerden bir kağıt aldı Kadın. Saçındaki ince çubuğu çıkardı ve kanayan bileğine batırdı. Kağıdın yazılı tarafına sürdü bileğini ve arkasını çevirdi.Yazdı:


"Kan uykusu..."


12.11.2010

Bloglar alemi!!!

 

Farkettim ki henüz size, iki tane yeni blogum olduğunu söylememişim.

Buyruun efendim=)




Konuş(ama)mak

Merhaba,

Ben hayatta hergün karşılaştığınız sıradan bir kızım ya da sadece kendini öldürürken görebileceğiniz saf bir pesimist. Sorunlarım olur ortalığı birbirine katarım. Ama sizinle bir sorunum oldu mu, ağzımı açıp da tek bir kelime söyleyemem. Bilirim çünkü konuşmaya çalıştığımda sanki jilet yutmuşum gibi boğazımın paramparça olduğunu, krizlerimden bile daha ciddi şekilde nefessiz kaldığımı. 


Sadece kendi çektiğim acı değildir beni konuşmaktan uzak tutan. Beni o halde gördüğünüzde dayanamazsınız. Hele o çektiğim acıda ucundan kıyısından bile olsa parmağınız olduğunu bilmeniz. Mümkün değil dayanamazsınız.


Sonra gün gelir... Kiminiz "sen benim için hiç uğraşmadın" der ve çeker gider. Kiminiz "bir derdin varsa benle konuş böyle davranma" der bağırır küser gider. Kiminiz "kendini bana kapatma konuşalım" der parçalar gider.

 
Bense sadece susabilirim, ağladığımı titreyen sesimden anlamayın diye sadece susabilrim.


Bir de yazabilirim. Kendi başıma ağlarken, anlamanız için, anlamak istemenizi umarak, yazabilirim...

10.11.2010

İlgi Arsızlığı

Bu haftanın sonuna kadar düşünmem gereken bir sınavım ya da ödevim yok. Ama bunu yerine sınav/ödevlerle boğuşan arkadaşlarım, konuları bitirebilmesi için neredeyse nefes bile almaması gereken bir sevdiğim var.


Hani sorarım ben de "Dralaye'nin suçu ne?"


Benim gibi yalnızlıktan ölesiye korkan bir insanın kadehini havayla tokuşturması bir tesadüf mü? Yoksa şuan sınavları olmayan bir kaç insanı görmek dahi istememem bir komplo mu?


Bir yandan anlayış bekleyen insanlar, bir yandan karmakarışık duygularım. Hmm ben içmeye devam edeyim en iyisi...









Not: Taze çiftlerden nefret ediyorum. Keşke hepimiz 3aylık ilişkilerin içinde bulsak bir anda hendimizi.

Not2: Ne kadar ilgi arsızı olduğumu hala anlayamamış insanlar. Bir gün anladığınızda çook mutsuz olacaksınız.

Not3: Bir sonraki ay yada en geç sömestrde kendime pikap alıyorum. Neden beklemişim ki bu kadar zaten, çok saçma.