Ben ve diğer kişiliklerim
günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12.03.2011
Ben-cil yaşama hoşgeldim
Bu sefer, belki de ilk kez, yaptığım işten suçluluk duymuyorum.
"Yine mi mutsuzsun sen" diyerek, sürekli yargılayan cızırtılı sesinize kulaklarımı tıkadığımdan olabilir bu.
Belki de bu hayatın sadece ve sadece bana ait olduğunu anlamam; Yeşil de dahil olmak üzere tüm çevremdekileri belli bir mesafeye koymuş olmam buna sebep olmuş olabilir.
Bilmiyorum ve açıkçası umursamıyorum.
Ve diyorum ki:
10.03.2011
Sen nasıl istersen
Biliyorum, ordasın. Benimle bir derdin var. Bu içinden engelleyemediğin bir şekilde çıkıp, bana kendince laf sokmana sebep oluyor.
Biliyorum. Zamanında ben de aynısını sana yapmıştım. Biliyorum ben de en az senin kadar haksızdım.
Neyse, açıkçası umrumda bile değil bu tavrın. Nasılsa yakın zamanda çıkacaksın hayatımdan ya da gelip bu sorunu çözeceksin.
Kendi yarattığın bu durum beni alakadar etmiyor.
İşte o zaman kadar.
25.02.2011
Gezginim aslında
Ben gezginim.
Gündüzleri, uykuyla uyanıklık arasında, dolaşır ruhum dünyanın uçsuz bucaksız köşelerinde.
Yeni insanlar tanırım, birer kadeh şarap içerim onlarla.
Yerel barlara gider, dans ederim tanımadığım adamlarla.
Şatoların gizli bahçelerinde gezinirim, belki bir çocuk kahkahası duyarım diye...
Okyanuslarda taş sektiririm, karşı kıyıda yakalarla nasılsa taşımı.
Yalın ayak kırlarda gezinirim de tek bir papatya olsun ezmem.
Ben her sabah, uykuyla uyanıklık arasında, özgür bırakırım ruhumu. Siz belki hayal gücü dersiniz, belki astral seyahat. Benim için yalnızca özgürlük işte.
23.02.2011
Daha şimdiden yoruldum
Sevgili okulumdaki bahar döneminin 2. haftasındayız ve ben daha şimdiden kendimi tatil hayalleri kurarken yakalıyorum. Ama ne yapayım, pazartesi günlerim o kadar dolu ki... Tam 9 dersim var. Sabah 8.40, akşam 19.30. Şimdi bir de dans kursum var, 19.30-21.00. Artık yolda ruhumu teslim ederim diyorum.
Ne olurdu 1 hafta tatilim olsaydı. Kendimi rengarenk kırlara atıverseydim. Kartpostal kıvamında resimler çekseydim...
Belki de bir göl kenarına giderdim. Her sabah erkenden uyanıp elimde kitabım ve çay termosumla yalın ayak suyun serinliğini hissederdim.
Belki de bir göl evi kiralardım (malum hayallerde hepimiz zenginiz). İçinde özgür gezeceğim, şarabımı içeceğim bir ev.
Arınmaya ihtiyacım var sanki. Sanki şöyle bir su çırpışımda ellerimden başlayıp beyaza kesecek yüreğim.
Ama daha en az 6 hafta var tatilime.
Bekliyorum, bekliyorum, bekliyorum....
22.02.2011
Migren, mi acaba?
süredir...
Neredeyse kabullendim artık bu
durumu.
Ama son bir kaç aydır ayağa
kalkmama bile izin vermeyecek şekilde
ağrıyor başım.
Mide bulantıları, yemek yiyememek, tuvalete bile gidememek vs.
Artık dayanamadım, bugün babama söyledim.
Perşembe günü nöroloğa gidecekmişiz.
Bakalım ne çıkacak...
16.02.2011
Bir orman, bir yatak
Bu ayki yazılarımda hep dinlenemediğimden, sürekli bir koşuşturma halinde olduğumdan bahsedip durmuşum. Zaten şimdi de okul açıldı, 6 ders alıyorum, çalışmam lazım vs. derken benim başka söyleyecek sözüm, konuşacak konum kalmıyor.
Şöyle bir ormanda olsam, yatağım bulutlara yakın. Başucumda bir bardak su ve anne kokusu. Bir dakika kalsam, bir saat ya da bir ömür. Bilmemecesine dinlensem. Ruhumu orman perilerinin yanına katsam da bedenim daha bir gömülse yastıklara.
Uyku beni çağırıyor. Gitmeli...
7.02.2011
Tatil ne arar la bende
Koskoca 3 haftalık tatilin sadece 1 haftacığı kaldı ama ben şöyle bir rahat edemedim. İçim kan ağlıyor dostlarım, ah ah.
Bu iki haftada; toplam 4 şehir gezdim (ailemi ziyaret de dahil), 12 oyun sahneledim, 4500 çocuk izledi, 6 kitap bitirdim, arkadaşlarımla buluştum...
Ama dinlenemedim.
Nerede bu tatilin tatilliği???
1.02.2011
Aghhhh: İnternetsiz yaşam!
Sıkılıyorum anacım internetsiz. Ne dizi izleyebiliyorum, ne blog takip edebiliyorum, ne yazı yazabiliyorum.
Merhaba, ben bulduğu interneti hangi dersleri seçeceğini bulmaya harcayan kızım.
Amma sizleri yazısız bırakmıyorum, minicik de olsa.
Love you, kuzular.
29.01.2011
Gitmek üzere dönmeler
Şimdi ben geldim ama yine gidiyorum.
Buralarda olmadığım süre boyunca 3 şehir gezdim, 12 oyun sahneledik, 4500 çocuk izledi.
Bol bol yemek yedim kilo aldım.
Yarın ailemin yanına gideceğim ve yine internet olmayacak.
Beni çok özleyin.
19.01.2011
Neden ha neden??
Sınavlarım bitti ve önümde boş geçireceğim yaklaşık 5 gün var.
Ama ne mi oluyor?
Provalar öyle salak saatlerde oluyor ki hiçbir yere çıkamıyorum.
Arkadaşlarımın sınavları oluyor görüşemiyorum.
Yalnız başıma odamda oturuyorum yine öyle.
Ne farkım kaldı final haftasındaki halimden onu anlayamıyorum ya neyse....
Vurayım böyle işin ağzına!
18.01.2011
Post-Final Syndrome
Sınavlarım bitti.
Hayat güzel.
Elimde şarabım var.
Başımda bıdıbıdılayan kimse yok.
Huzurluyum.
Şarap kaliteli.
Ama uykum var!!!!
Kendimi yorgana sarıp sarmalamak istiyorum.
Ps: Şarap Ancyra-Syrah
15.01.2011
Yalnızca bir ağrı
Nefes almayı başaramadığım günlerden birinin içindeyim. Birkaç ay önce olsa sigara üzerine sigara yakıyor, şarabı şişeden kafama dikiyor, yanımdaki arkadaşıma çaktırmadan gözyaşlarımı siliyor ve o gittiğinde duşa girip içimi çıkarırcasına ağlıyor olurdum.
Ama içimde bambaşka bir insanın kalbi atıyor artık benim yerime. Ne ağlamak geliyor içimden ne de çekip gitmek. Eskisi gibi savunmasız da değilim. Ellerimi uzatsam sana yetişebilirim.
Sadece göğsümde bu anlamsız ağrı...
24.11.2010
Kısa saç sendromu (vol1)
Mutluyum!
Saçlarımı hala güzel bulmuyorum ama onlarla barıştım. Demek ki beğenmesem de bir şeyleri kabul edebiliyormuşum. Ne mutlu bana.
Şimdi sadece kızmızı ayakkabılarım ve kırmızı şemsiyem eksik. E çiçek alan da bulunur herhalde.
o kadar işte...
Saçlarımı hala güzel bulmuyorum ama onlarla barıştım. Demek ki beğenmesem de bir şeyleri kabul edebiliyormuşum. Ne mutlu bana.
Şimdi sadece kızmızı ayakkabılarım ve kırmızı şemsiyem eksik. E çiçek alan da bulunur herhalde.
o kadar işte...
12.11.2010
Konuş(ama)mak
Merhaba,
Ben hayatta hergün karşılaştığınız sıradan bir kızım ya da sadece kendini öldürürken görebileceğiniz saf bir pesimist. Sorunlarım olur ortalığı birbirine katarım. Ama sizinle bir sorunum oldu mu, ağzımı açıp da tek bir kelime söyleyemem. Bilirim çünkü konuşmaya çalıştığımda sanki jilet yutmuşum gibi boğazımın paramparça olduğunu, krizlerimden bile daha ciddi şekilde nefessiz kaldığımı.
Sadece kendi çektiğim acı değildir beni konuşmaktan uzak tutan. Beni o halde gördüğünüzde dayanamazsınız. Hele o çektiğim acıda ucundan kıyısından bile olsa parmağınız olduğunu bilmeniz. Mümkün değil dayanamazsınız.
Sonra gün gelir... Kiminiz "sen benim için hiç uğraşmadın" der ve çeker gider. Kiminiz "bir derdin varsa benle konuş böyle davranma" der bağırır küser gider. Kiminiz "kendini bana kapatma konuşalım" der parçalar gider.
Bense sadece susabilirim, ağladığımı titreyen sesimden anlamayın diye sadece susabilrim.
Bir de yazabilirim. Kendi başıma ağlarken, anlamanız için, anlamak istemenizi umarak, yazabilirim...
10.11.2010
İlgi Arsızlığı
Bu haftanın sonuna kadar düşünmem gereken bir sınavım ya da ödevim yok. Ama bunu yerine sınav/ödevlerle boğuşan arkadaşlarım, konuları bitirebilmesi için neredeyse nefes bile almaması gereken bir sevdiğim var.
Hani sorarım ben de "Dralaye'nin suçu ne?"
Benim gibi yalnızlıktan ölesiye korkan bir insanın kadehini havayla tokuşturması bir tesadüf mü? Yoksa şuan sınavları olmayan bir kaç insanı görmek dahi istememem bir komplo mu?
Bir yandan anlayış bekleyen insanlar, bir yandan karmakarışık duygularım. Hmm ben içmeye devam edeyim en iyisi...
Not: Taze çiftlerden nefret ediyorum. Keşke hepimiz 3aylık ilişkilerin içinde bulsak bir anda hendimizi.
Not2: Ne kadar ilgi arsızı olduğumu hala anlayamamış insanlar. Bir gün anladığınızda çook mutsuz olacaksınız.
Not3: Bir sonraki ay yada en geç sömestrde kendime pikap alıyorum. Neden beklemişim ki bu kadar zaten, çok saçma.
30.10.2010
Pressure of poems
3 gecedir bazı arkadaşlarım mesaj/şiirlerime maruz kalıyorlar. Durduramayarak kendimi yazıyorum. İyi ya da kötü bilmiyorum ama yazıyorum bir şeyler.
e.g.
Kadın yalnızdı odada
Erkek yok, belki de hiç olmadı
Bir tek kokusu perdeden içeri sızıyor
Donakalıyor Kadın
Haftalar önce yaktı yatak çarşaflarını,
Ona özel aldığı çamaşırları teker teker parçaladı,
Hiç acımadı en sevdiği
Ama Erkeğin dudaklarının değdiği
Yaldızlı kadehleri kırarken canı.
Bir anlık hataya bile yer yokken hayatında
Bu koku
Nerden çıkmıştı ya
Kadın sustu, sustu, sustu
Odasının duvarlarında patlıyordu
Onun ve onun gibilerin yıllardır attığı sessiz çığlıklar
Bir eşyaymışçasına kendini duvara savurduğunu fark edemezdi bile
Sunmuştu Kadın kendini
Erkeğin kokusu onun içine girdiğinde
Terlemişti ister istemez
Sanki kendisi gelmiş gibi buyur etmişti onu içine
Beyni ona oyunlar oynuyor olmalıydı
Kendisi bir kutsal fahişe
Erkeğin kokusu da en güçlü buhur
Yalnızdı hala Kadın odada
Koku kayıp, yitik ve alışılmış
Erkek yok, belki de hiç olmadı
Uyku, uyku perisi ve kara düşler sızıyordu artık perdeden.
28.10.2010
Always
Hayatımı ölçecek bir zaman birimi olmadığına karar verdim. Çünkü artık hatırlayamadığım bir zamandan beri çok kötü durumdayım ama artık o kadar uzmanlaştım ki oldukça içten gülümseyebiliyorum bile. Ben söylemesem bilemezsiniz, ben izin vermesem anlayamazsınız bile kötü olduğumu. Ah keşke farketseniz, anlamanıza izin verdiğimde aslında size çok ihtiyacım olduğunu...
Kimseye bel bağlamıyorum artık. Kiminin beni görecek hali olmuyor, kimi desen başkalarını tercih ediyor. Yalnız kalmanın çok da korkunç bir şey olmadığını kendime anlatmak istiyorum. Olmuyor, anlayamıyorum...
İyi değilim
Yanımda kimse yok
İyi değilim ama yanımda birinin olmasına gerek yok
Tüm kötü alışkanlıklarımdan olduğu gibi
Beni aciz bırakan insanlardan da kurtuldum
Ne bir adım geri ne de ileri hayatım
Düz, dümdüz bir adam gibi
Güz sertken, yağmurda koşmak gibi,
Ağlarken çıkardığın peçeteyi arkadaşına uzatmak gibi
Nefes alamazken, sorulardan kaçmak için gülümsemek gibi
Düz insanların yaşamı benimkisi
Güz sertken, yanımda kimse yokken, nefessizken...
Sessizce bir şarkı mırıldanmak gibi.
18.10.2010
Stigmas
Eskiden stigmata diye bir film vardı, ona ne oldu?
Neyse neyse, şimdi "self-esteem and stigma" başlıklı psikoloji ödevimle uğraşıyorum.
Daha da çok uğraşıyorum çünkü 5'e kadar yetişmesi lazım.
Yetişecek mi peki? Sanmıyorum.
Ama aslında çok güzel fikirlerim var, kararsızım.
Delirmeden kaçayım...
17.10.2010
Koliler bantlar
2 hafta içinde taşınıyoruz...
Hayatımdan atmaya cesaretimin olmadığı her şeyi büyük bir zevkle çöpe atacağım ve yeniden başlayacağım. Hala kıyamadığım şeyler olacak, onları da günlükler gibi koliye koyacağım ki yıllar geçtiğinde değerlerini yeniden kazansınlar.
Yatağımın üzerindeki mantar pano, sözüm sana. Seni ve üzerinde yazılanları görmek istemiyorum artık. Az kaldı ayrılıyoruz bebek.
29.09.2010
Suskundu gece...
Susuyorum. Artık ne kadar geçti üzerinden bilebilmiyorum. Kulaklarım kendi sesime hasret kalmış sanki. Yabancılaşıyorum kendime ve uzaklaştırıyorum sizi.
Telefonun ucunda aşk sesleri gelirken ağladığımı bilemezsiniz. Gece fısıldadığınız dertlerinizde yaralarım var. "Nasılsın?" diye sorarsanız yalan söylemem. Gülümser ve "yeani işte" derim sadece.
Siz beni bilmezsiniz. Anlayamazsınız nasıl bir yoldan geçtiğimi, bir kadeh şaraba, bir dost omza hasret olduğumu. Doğum günümde beni ağlattığınızda kaybettiniz haklarınızı teker teker. Bir tek karım kaldı işte o da yeni geldi.
İnadına gülümsüyorum ama. Bu hayat beni yıkmak istese de bu izni vermeyeceğim ona. Yoruldum, dayanabilirim, derdim var, susabilirim, canım yanar, sevmeye çalışabilirim...
Teker teker topladım kendimi ve kalktım uzulca yanınızdan. Bazılarınız fark etmediniz bile.
Kiminiz dikkatsiz laflarınızla kalbimi tekrar tekrar kırdınız, bir şey demedim. Kiminizin yüzüne bakmak bile canımı yakıyor. Kimizin beni tahmin edemeyeceğiniz kadar hayal kırıklığına uğrattınız. Kiminizi herşeyden çok seviyorum ve sırf bu yüzden uzak tutuyorum kendimden.
Kiminizin aşk acısı var, kiminiz gittiniz. Kiminizin dost acısı var, kiminiz sustunuz. Kiminizle aramda asla açıklayamayacağım şeyler var, kiminiz baktınız ama göremediniz.
Kiminizse ısrarla sordunuz. Korktum tekrar konuşmaktan. Belki de ondandır unutmalarım, kaçışlarım, geçiştirmelerim...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


















