Ben ve diğer kişiliklerim
tespit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tespit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15.02.2011
Hatalı üretim
Biz 90 kuşağı çocukları, çok ağır bedeller ödüyoruz.
Doğduğumuzdan beri krizler var, işsizlik var, enflasyon var.
Kendimi bildim bileli bir savaştır dönüyor. Eskiler gibi toplu katliam değil belki ama Afganistan, Irak kan ağlıyor.
Yiyip bitirdiğimiz dünyanın kaynakları yetmediği için ürettiğimiz nükleer enerji var. Öyle bir şey ki tek bir Çernobil tüm karadeniz kıyılarını vurabiliyor.
Biz zavallı 90 kuşağı çocukları, sessizce ve sakince zamanımınız gelmesini bekliyoruz.
Ne de olsa hepimiz kanserden öleceğiz.
Boşuna çatışmalar, büyüyen kavgalar
İstanbul insanı sürekli bir çatışma halinde yaşamaya zorluyor.
Yollarla, uykularla, yemeklerle, insanlarla, havayla, kaldırım taşlarıyla, görünmeyen hayaletlerimizle savaşıyoruz.
Hiç eksilmeyen bir kararlılıkla, en sağlam dediğimiz şeyle, bastığımız yerle bile kavga ediyoruz. Küsüyoruz dünyaya çocuk gibi.
Altı üstü jelibon kafalıların arasındayız, altı üstü bir jelibon kafayız.
12.02.2011
14 Şubat ?!?
Eveeeet bu seneki sevgililer günü şenliklerine hoş geldiniz efendim. Şak şak şak şak (alkış efekti).
Her sene sevgililer günü dünya da insanlar çeşitli gruplara ayrılırlar.
1) Sevgililer günü kutlanmalı diyenler.
a) Sevgilisi olanlar:
Bu gruptaki arkadaşlarımız her sene sevgililer gününde sevgilileri olmasına dikkat ederler. Haftalar öncesinden planlar programlar yaparlar. Hediyelerinin fiyonklarını ütülerler. Onlar için sevgililer günü kutlamak bir nevi statü göstergesidir. Ha, bir de bazıları vardır ki, yalnızca hediye canavarıdırlar.
b) Sevgilisi olmayanlar:
Onlar umutsuz romantiklerdir. Hollywood romantik-komedi filmleriyle büyümüş, sevdiği insana aşkını o gün itiraf etmiş insanlardır. "Biz mutlu olamadık, bari başkaları mutlu olsun" derler.
2) Sevgililer günü kutlanmamalı diyenler.
A) Sevgilisi olanlar.
a) Sonradan fikir değiştirenler:
Bu güzide insanlar zamanında sevgililer gününü bol bol kutlamışlardır. Artık ceplerinde para, akıllarında fikir kalmadığından "kutlamak çok gereksiz, canım" havalarında gezerler. Eğer sevgilileri de kendileri gibiyse, kutlamazlar olur biter.
b) Hep aynı şeyi savunanlar:
" Bu bir kapitalist oyunudur", "sevginin günü olmaz" derler. Kutlamazlar ve hatta kutlayanlara burun kıvırırlar.
B) Sevgilisi olmayanlar.
a) Sonradan fikir değiştirenler.
aa) Daha önce sevgilisi olmuş olanlar:
Bu gruptakilerin eskiden (yani sevgilileri varken) 1.a grubunun üyesidirler. Ancak gelişen şartlar yüzünden kırılan gururları onları bu fikri savunmaya itmiştir.
ab) Daha önce sevgilisi olmamış olanlar:
Onların bazıları artık sevgili bulacaklarına dair inançlarını kaybetmişlerdir, bazılarıysa "sevgilim yoksa sevgililer günü tü kaka" derler.
b) Hep aynı şeyi savunanlar:
Bu grup 2.A.b grubuyla benzerlik gösterir. Ama bir kısmı da 2.B.a.ab grubundakiler gibi daha en baştan asla sevgilileri olmayacağını düşünürler.
Şey, ben mi? Tam bir 2.A.a örneğiyim. Yani sevgilim var, zamanında kutladım ama 2 senedir fikir değişikliğiyle sevgililer gününün kutlanmasına karşıyım. Bana ne kardeşim ya. O gün bir dal güle 20 lira vermeler, minik kalpli şeyler almalar. İsraf anacım israf.
Ama herkes keyfine baksın tabi ki.
Not: Eğer gruplamamdan hoşlandıysanız ve siz de okuyucularınızın cevaplarını merak ediyorsanız yazımı alıntılayabilirsiniz, haber vermek şartıyla. (Gülen yüz)
16.01.2011
İstanbul'un kalbi İstiklâl Caddesi'nde atar
İstiklâl hakkında ne söylesem az kalacak, ne söylesem eksik.
Bir ömür methiyeler mi düzmeli sana ya da kendimizi kaldırımlarına, ara sokaklarına bırakıp "al beni" mi demeli? Nasıl daha fazla senin olmalı, nasıl seni anlatmalı?
İstanbullular için bir liman, olmayanlar için de bir hayal olarak kalmaya devam mı etmelisin yoksa?
Ben bu sefer senin içindeki insanların çeşitliliğinden, özgürlüğünden bahsetmeyeceğim. Ben seninle bir gün geçireceğim. En başından sonuna kadar neler yapmasam eksik geçer günüm.
Girmeden önce şöyle derin bir nefes almak lazım. İçin kalabalık, için dert dolu insan dolu. Yolumuz uzun ve yorucu.
Önce Kızılkayalar'dan iki ıslak çekelim kendimize. Yürümeye başlamadan enerji verir. Hadi hadi aç olmasak bile dayanamaz yine yeriz, kandırmayalım kendimizi.
Önce tramvaya binelim. Tünel'den dönerken daha güzel gezilirsin sen.
Tünel'in nispeten daha az olan kalabalığına dalalım. Müzik marketlere girip çıkmak, satıcılarla sohbet etmek, karakalem posterlerden almak lazım. Bir de oturup çay içtik mi tamamız.
Eminim şimdi yukarı çıkarken bir kaç sokak müzisyeni vardır. Ne kadar yetenekli insan varsa zaten enstrümanını alır koşar sana, oturur bir köşe başına.
Galatasaray'a gelince bir kez daha bakarım o heybetli kapıya. Ne de güzeldir günün her saati.
Pasajlarını gezmek istedi canım. Hangi birine girsem bilemedim. Aznavur mu desem?
Halep mi?
Atlas mı?
Acaba inci'den bir profiterol mü yesem? Biliyorum en güzel orada yapılıyor.
Tadını damağımda bırakan bir tatlıdan sonra aslında birkaç kadeh bir şeyler içmek istedi canım. Ama karar veremiyorum hangi sokakta bulsam kendimi.
Nevizade rakı ister.
.
Çiçek pasajı fasıl.
Küçük Beyoğlu kokteyl.
Oysa ben bugün şarap havamdayım. Ver elini Asmalı Mescit o zaman.
İçkimi de içtikten sonra meydana gelir efkarlanırım. Sen neler gördün be kardeşim, sevgilim, parçam İstiklâl.
Gün geldi nefes gibi slogan attılar içinde. Kan gördün, Polis gördün, ölüm gördün.
Gün geldi, renge bulandı için. Aşk doldun, farklılık doldun.
Son kez bakarım sana ve aklımdan geçer: Sen İstanbullular için hâlâ bir liman, olmayanlar için hâlâ bir hayalsin...
10.01.2011
Uyku Düzeni
Uykunun tam manasıyla beni düzdüğü şu günlerde, bu konuya değinmesem komşulara karşı çok ayıp olurdu.
Özetle çoğunlukla uyumuyorum, uyuduğumdaysa kesinlikle uyanamıyorum.
Bu haftaki sınav-ödev ikilisinin beni sürekli sabahlamak zorunda bırakması, 3 günün sonunda bana tarifi imkansız bir kahve midesi* ve sık sık karşılaştığımız Sıçtın Mavisi** vermişti.
Sınavım ve ödevlerim bitse de ben artık uyuyamıyorum. Sürekli bir sabahlama hali, 2-3 saat arası uyuma çabaları falan. Fakat cumartesi gecesi ya da daha doğru tabirle pazar sabahı 6 civarı yatağa girmiş olan ben sevgili Yeşil tarafından uyandırıldım. Olay şöyle gerçekleşti.
Uyuyordum. Birden oda telefonumun çaldığının ayrımına vardım. Panik halinde cep telefonumu aradım fakat bulamadım. Oda telefonumu açtığımda karşımda panikten artık sesi titreyen Yeşil duruyordu. Sonra öğrendiğime göre saat 18.00 olmuş, yani 12 saat uyumuşum. Yeşil benden yaklaşık olarak 24 saattir hiç haber alamadığı için neredeyse delirmiş, beni azarlıyor.
Anladım ki uyku düzenim yokmuş, uyku benim düzenimmiş zaten.
Bu yazıyı da 06.30da yazıyor olmam durumumu anlatıyordur sanırım.
İyi uykular sizlere...
*Kahve midesi= Uykusuzluk+yemeksizlik+kahve(ya da çay)
**Sıçtın Mavisi: Sabahladığımızda gördüğümüz, gökyüzünün aydınlanma çabasını gösteren mavi renktir. Adını çalıştığın sınava artık saatlerin kaldığını ve "sıçtın" efektini iyi verdiği için almıştır.
E.g.
Ps: Bir ara bana hatırlatın şunlardan edineyim. Sıkıldım yalnız uyumaktan.
7.01.2011
Hayvan Sevgisi mi acaba?
Canlarım ciğerparelerim. Ben hayvanları sevmiyorum! Bu kadar. Hani sevmek zorunda değilim ama öyle bir hava yaratılıyor ki, sanki onlar dünyanın en ama en sevilesi şeyleri de ben burun kıvırıyorum. Yok anacım hepsi de birbirinden korkunçlar.
Şimdi yanlış anlaşılmasın. Ölsünler demiyorum, hiçbirine zarar da vermiyorum. Fakat benden uzak olsunlar. Çünkü istisnasız hepsinden korkuyorum.
Mesela köpekler. Sizde sevme, mıncırma hisleri oluşturan köpekleri ben şöyle görüyorum.
Sonra, kediler. Sizlerin kedicik diye sevdiğiniz o kıl yumakları sanki bana gözlerini dikip düşünce gücüyle öldürmeye çalışıyorlar.
Olayın ne kadar ciddi olduğunu anlamanız için bahisleri artıyorum ve kuşlardan da korktuğumu bildiriyorum. Kuzin'imin bir muhabbet kuşu vardı. Ben evlerine gittiğimde kafesinden dahi çıkaramazlardı. O değil de, güvercinler yüzünden Eminönü Cami'nin önünden geçemiyorum.
Son noktam da şöyledir. Balık var ve bana çarpar diye denize giremiyorum.
Benden böyle. Hayvan fobim zaman zaman o kadar tehlikeli hale geliyor ki yanımdakilere zarar veriyorum korkumdan.
Örnek 1: Denizde balık çarptığı için annemin üzerine çıkmıştım neredeyse ikimizde boğuluyorduk.
Örnek 2: Yıldız parkında köpeklerin kavgası ortasında kaldığımız için sevgili Yeşil'in tüm kolunu tırnaklarımla parçalamıştım.
Neymiş efendim. Bana hayvan sevdirmeye çalışmıyormuşsunuz. Benden uzak, Allaha yakın olsunlar, inşallah.
3.01.2011
Kız kardeşim, hep mutlu ol
Biz öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, en yakın yoldaş olması gereken kadınlar törpülerle, cımbızlarla, kalemlerle, klavyelerle savaş açmışlar hemcinslerine. Kimi zaman bir ego yarışı, kimi zaman bir aşk, kimi zaman bir dostluk olmuş kadınlarımıza baltaları çıkarttıran.
Ama bence hepsi yalnızca kocaman bir bahane. Ataerkilleştikçe, gücümüzü kaybettikçe içten içe korkmuşuz kendimizden ve birbirimizden. Bilinçaltında hiç unutmamışız aslında içimizde yatan cevheri.Tehdit altında hissetmişiz bir başka kadın birazcık da olsa kabuğunu kırıp, ayakları üzerinde durduğunda.
Biraz olsun silkelenip sormalıyız kendimize: "Kız kardeşlerim mi tüm bu kadınlar, yoksa inadına ötekileştirdiklerim mi?"
Bu konudaki en güzel sorular Leyla Alaton'un dudaklarından dökülmüştür.
"- Bir başka kadının başarısıyla mutlu oluyor muyuz?- Bir hemcinsimizin hayatında daha mutlu, işinde daha başarılı olması için ona açıktan destek veriyor muyuz?- En azından bunu bir iyi niyet temennisi olarak içimizden geçiriyor muyuz?"
Dürüst cevaplarımız eğer "hayır" ise, bizler kardeşlik duygularımızı çoktan kaybetmişiz demektir.
Not: Elif Şafak'ın Firarperest adlı kitabındaki "Kız Kardeşlik Ölçümleri" adlı yazıdan etkilenerek yazılmıştır.31.12.2010
Borç almak
Bugün son hızda serbest çağrışım yapabilen beynim sayesinde borç almaktan ne kadar nefret ettiğimi hatırladım.
(bakınız: 2010'da neler oldu-hayatımdan çıkan arkadaşlar- o arkadaşların eski sevgilileri- borç isteyen eski sevgililer- borç istemek- borç istediğim zamanlar- nefret- üzüntü- küçülme....)
Gerçekten parasız kalıp borç istediğim zamanlar çok çok azdır. Zengin olduğumdan değil, para yetirmeyi bildiğimden ve aç bile kalsam borç almayı reddettiğimden. Yeşil'den bile borç alamıyorum, öyle de huysuz bir şeyim. Karşı tarafın bana nakit para vereceği düşüncesi bile beni krize sokmayı başarabiliyor. Bunu bilen güzel arkadaşlarım zaman zaman bir şeyler ısmarlama yoluna giderler hatta kredi kartını bile veren olmuştu. Şimdi baktım da ne güzel arkadaşlarım var.
Neyse neyse bu da böyle bir tespitti kendim hakkında.
Ps: Param var lan yanlış anlamayın sadece aklıma geldi.
1.10.2010
Ozzy dede ve köpükleri
Merhaba! Ben Ozzy Osbourne konserine adamın bir tek şakısını bile bilmeden giden kızım.
Amaaa konsere bir hayran kaldım, bir hayran kaldım ki sormayın. Ozzy dede beni pek ilgilendirmedi açıkçası. Fakat o grubun tazesi gitarist ve hafif kart davulcu! Yearabbim nasıl yaratmışsın eline koluna sağlık! Yanlışlık olmasın, görüntüleri hakkında değil sözüm sanatlarında. Onlar nasıl sololardı, nasıl yorulmaz bu adamlar? Ay hala ağzım açık "hacı naptın sen yea?" diyorum.
Çok harika konser notlarım var!
1- %99.999... siyah giymişti (istisnası yok gibi bir şey)
2- Topuluyla gelen abla olmamasına rağmen ugg giymiş olan vardı
3- Takım elbiseyle gelenini gördüm
4- Amma çok ergen ve dede vardı
5- 10 kişiden biri ot çekiyor, diğerleri de sigara içiyordu
6- Ozzy dede 2 şarkıda bir sahne önüne ve de kendi kafasına köpük sıktı
7- Ben böyle dakik adam görmedim tam 21.00 da sahneye çıktı
8- 22.40 gibi bitirdiği için biraz üzüldüm ama kendisine göre çok bile kaldı
9- Konser sonunda beleş selpak ve çilekli kornetto(!) dağıttılar
10- Her iki adımda bir yiyişen çiftler vardı
11- Taş gibi hatunları bildiğin ayılar götürüyordu
12- Bir hatun üstünü çıkarttı
13- Ozzy dede biraz daha köpük çıktı
14- Her şarkının sonunda bağırmamızı istedi ama dede olduğunda duyamayıp tekrar ettirdi
15- Farkettim ki aslında 3 şarkısını biliyormuşum
16- Sololar harika demiş miydim?
Neysea çok uzattım. Başka bir konserde (cumartesi Scorpions konserinde) görüşmek üzere.
12.09.2010
Bilemedim ben onu...
Son günlerin iki önemli olayı: 12DevAdam'ın başarıları ve referandum. Yine kendimi tekrarlayacak, böyle güncel konularda yazmayacaktım (ukalıktan değil, herkes istediklerimi yazıyor da ondan). Ama dayanamıyorum. Bir kaç cümle de olsa karalayacağım bir şeyler.
*Mükemmel bir maçtı (sadece sonunu izlemiş olsam da).
*Ben de maç bitmeden sevindim (hayır, fenerli değilim).
*Heyecanla yarım saat sonra başlayacak final maçını bekliyorum.
*Yetmedi ama Hayır dedim.
*Artık kimseye kızmıyorum. Evetmiş hayırmış demokrasiymiş... Beklentilerimi tüketti bu toplum.
*Yetmedi...
9.08.2010
Pop kek mini
Açıklıyorum! Bir kadının başına gelebilecek en kötü şey 'pop kek mini'dir. Çünkü kendileri gerçekten miniminnacık olup tek lokmadan mideye indirilebilirler. Bu durum yedikçe yiyecek olan yurdum kadınlarına yol-su-elektrik (göt-göbek-basen) olarak geri dönecektir.
Uzak durun. Yemeyin yedirmeyin! Sonra çok pişman olursunuz!
8.08.2010
Kahve Falı
Son zamanlarda içimde herşeyin iyi olacağına dair bir his var. Umutluyum hayata karşı. (ups yanlış başladım! Neyse bu dursun ilerde yarar işime)
Şimdi, bilenler bilir, ben güzel kahve falı bakarım. Aslında kötü bakarım, yani hep kötü şeyler görürüm demek istiyorum. Ama son zamanlarda bir hal geldi bana. Kimi görsem sana fal bakayım diye yakasına yapışıyorum. Fazlasıyla da çıkıyor gördüklerim. Kimisine iyi söyledim kimisine kötü ama çıkıyor işte. Bende düşünmeye başladım "e bakayım ben o zaman daha çok" diye.
Yani aklınızda bulunsun. Vaktim varsa "bakayım bi falınıza bea".
Not: Sanırım fal bakabilme sebebim yukarıdaki yanlış girizgahımda söylediğim ani optimizmim.
1.08.2010
Asabiyim!
Gerçekten çok sıkıldım artık, kimseyi rahatsız etmemek için istediğim şeyleri yazamamaktan, her yazdığımın ima sanılmasından, bir kelimeden bile kavga çıkarılmasından, herkesin kendisinin en haklı olduğunu düşünmesinden. Herkes bal gibi de biliyor kendi yaptığının ne demek olduğunu ki biri birşey yazınca hemen üzerine alınabiliyor. İşin komiği, alakasız şeyleri de üzerlerine almaları, ama tabi bu onların sorunu.
Tek isteğim var. Gün gelsin en azından insanlar eleştirmeyi ve eleştiri kabul etmeyi öğrensin. Yoksa sonsuza kadar böyle yaşayamayız.
*hepiniz çok iğrençsiniz [eleştiri(!) yapan bir grup]
*hayır siz bizi anlamıyosunuz ama siz daha iğrençsiniz [eleştiri kabul eden(!) başka bir grup]
*en çok ben nefret ediyorum hepinizden, sizi babama dövdürcem. [en ünlü eleştirmen(!)]
* benim babam senin babanı döver bikereeem. [genç osman]
*...............................[ufo gören masum köylü]
Ana fikir: Seviyemizi koruyalım, korumayanları uyaralım.
Not: Karşınızdaki seviyesiz olmak için ısrar ediyor olabilir, Siz lütfen onlara uymayın.
Not2: Allah aşkına kimse üzerine alınmasın ve hayatımıza mutlulukla devam edelim.
Not3: Üzerine alınmakta ısrar eden ve bu yüzden olay çıkaracak arkadaşlarım/okuyucularım beni izlemekten vazgeçin, hepimiz rahat edelim.
28.07.2010
Kendime notlar vol.1
Başkalarının paylaştıkları resimlere, yaptıkları etkinliklere, yazdıkları bloglara vb. bakıyorum da, ne kadar çok eksiğim varmış. Ben de hemen bir 'checklist' hazırlmalıyım ve en kısa zamanda eksiklerimi kapatmalıyım.
1- Hemen aşağıdaki fotoğrafları profiline gün aşırı koy:
a) Rayban'in yeni model gözlüklerinden edin (mümkünse renkli) ve gözlüğü ortaya çıkararak fotoğraf çek
b) Yurtdışına çık. Bulduğun her heykelin, her kafenin, her dükkanın önünde fotoğraf çek.
c) Dandik bir fotoğraf çek, picasa ile oyna ve bunu sanki harikalar yaratmışsın gibi koy, övgü bekle.
d) Deniz kıyısına git. Önünde deniz olacak şekilde sırtının fotoğrafını çektir.
e) Havaya zıpla, kolunu bacağını açarak 'X' oluşturmaya çalış, becereme.
f) Yüzünün sadece yarısını çek.
g) Evde kıyafet dene, makyaj yap. Tuhaf Tuhaf şeyler çek.
2- Çok geç olmadan boğazda kahvaltıya git.
3- Seni muhatap alarak konuşan ilk teyze hakkında ver veriştir.
4- Sevgilin hakkında blog yaz, olmadı her yazıda 'sevgilimle yaptım', 'sevgilim ... dedi' gibi şeyler yaz, olan var olmayan var düşünme.
5- Doğru düzgün anketler koy.
6- Hiç bir şey bulamazsan geçmişte yaşadığın bir şey anlat ki insanlar yazmayı ihmal ettiğini düşünmesin.
7- Arkadaşlarını bloglarına gir, oku, sev, yorum yaz ki onlar da aynı şeyleri senin blogun için yapsınlar.
15.07.2010
Gelin olmuş gidiyorsuuun
Bugün hayatımın en üzgün ikinci günü!
Birincisi, pek sevgili Hugh Jackman'ımın bir yaratıkla evli olduğunu hatta yetmemiş gibi çocukları da olduğunu öğrendiğim andı. Nasıl yıkılmıştım anlatamam.Hani her şey tamam da kadın nenem yaşında görünüor. Katana mübarek! Böyle yerlerde mi yuvarlanmadım, saçlarımı mı yolmadım, tırnaklarımla yüzümü mü parçalamadım daha neler neler... (daha doğrusu lisede öğretilen sagularda anlatılanların küçük birer kopyasıydı törenim) Sonra tabi ki karalar bağladım. Ne güzel hayallerim vardı. Beyaz atlı prensim beni alıp memleketi Avustralya'ya kaçıracaktı. Şimdi de gider onu boşatırım, sonuçta Hugh benim aşkıma dayanamaz ama işte çocuklar var nasıl yapayım, yüreğim elvermez.
Bu davayı böylece kapatmış(hala için için ağlıyorum)ken, bugün öğrendiğim acı haberle bir kez daha yıkıldım. Hayatımın kadını Pénelope Cruz ve Javier Bardem "benden habersiz" kaçak göçek evlenmişler. Tabi biliyordu Pénelope'm o düğünü basacağımı, onu o hayattan çekip alacağımı, o koca kafalı Javier'e yâr etmeyeceğimi. Bana hiç haber vermeden, e dolayısıyla çok da duyurmadan evlenivermişler. Artık nerelere vurayım kendimi, hangi uçurumlardan atayım. Kader aldı tüm sevdiklerimi benden, aldı da çirkinlere yâr etti!! Pénelope'm de çocuk yaparsa o koca kafalıdan vallahi yakarım kendimi!!! Neyse , ben birkaç ay yastayım, bağrıma taş bastım...
3.07.2010
Kitaplar
Bügün, artık kim dürttü bilmiyorum, kalktım kitaplığımı düzenledim. Genel olarak kiaplarım 5 gruba ayrılıyormuş.
1- Bayıldığım, binlerce kez okusam da sıkılmayacağım pek harika kitaplar.
2- Kendimi geliştirme sevdasına aldığım, mitoloji ve psikoloji kitapları.
3- "Hangi akla hizmet aldım ben bunu!" veya "Ya güzel sanıp alıyorsun ama kitap mı bu kardeşim, lanet olsun!" gibi tepkiler verdiğim atılası kitaplar.
4-Şiir kitapları ve çocuk kitapları
ve son olarak
5- Başkasından almış olduğum ve bir türlü geri veremediğim kitaplar.
İşte bu 5. kategori beni derinden yaralıyor. Benim de öyle başkasına verilmiş ve kaybolmuş o kadar çok kitabım var ki... Diyorum bari ben yapmayayım, kavuşurayım kitaplarla insanları ama işte sorunlar var. Şimdi geri versem olmaz çünkü o insanların bi kısmıyla muhatap olmak istemiyorum(bu yazıyı okuyorsanız bahsettiğim siz değilsiniz), bi kısmıyla iletişimim koptu, ablama da geri veremiyorum bunca zaman bende kaldığı için kızar, bi kısmı da neyse işte karışık orası...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




























