31.12.2010

Borç almak

Bugün son hızda serbest çağrışım yapabilen beynim sayesinde borç almaktan ne kadar nefret ettiğimi hatırladım.

(bakınız: 2010'da neler oldu-hayatımdan çıkan arkadaşlar- o arkadaşların eski sevgilileri- borç isteyen eski sevgililer- borç istemek- borç istediğim zamanlar- nefret- üzüntü- küçülme....)


Gerçekten parasız kalıp borç istediğim zamanlar çok çok azdır. Zengin olduğumdan değil, para yetirmeyi bildiğimden ve aç bile kalsam borç almayı reddettiğimden. Yeşil'den bile borç alamıyorum, öyle de huysuz bir şeyim. Karşı tarafın bana nakit para vereceği düşüncesi bile beni krize sokmayı başarabiliyor. Bunu bilen güzel arkadaşlarım zaman zaman bir şeyler ısmarlama yoluna giderler hatta kredi kartını bile veren olmuştu. Şimdi baktım da ne güzel arkadaşlarım var. 

Neyse neyse bu da böyle bir tespitti kendim hakkında.


Ps: Param var lan yanlış anlamayın sadece aklıma geldi.

29.12.2010

Yeni yıl MİM'i

Şimdi mutlu oldum çünküü Zat-ı Hatun bana yeni yıl mimini paslamış. Çok yapasım vardı zaten=)

Şimdi şöyle oluyor.

1.Yeni yıla nasıl ve kimlerle girmek istiyorsunuz?
 
3 yılda ilk kez sevgilim Yeşil ile kutlayacağım yeni yılı. Maksat içmek olsun ve sevdiğim yanımda olsun.
 

2.Yeni yıldan beklentileriniz nelerdir?
 
Hayatım değişecek ulan!


3.Yeni yıl sence ne demek?
 
İçki-ağaç-kırmızı-öpücük


4.Yeni yılda ne olursa çok mutlu olursun?

 
Birazcık daha olgun biri haline gelirsem çook mutlu olurum.


5.Yeni yıla dair mesajın nedir?
 
İnanırsak olur bence.









Kimseye paslayamayacağım valla kim istiyorsa benden ona gelsin bu mim.

28.12.2010

Sıkıldım bari MİM başlatayım

O kadar sıkıldım ki anlatamam. Dedim bari mim başlatayım.

Konumuz belli bir yaşa kadar gelip hala yapmadığımız 10 şey. Tabi herkes kendi yaşına göre düşünmeli. Benim için bu yaş 20 oluyor canlarım.

1- Jinekolojik muayeneden geçmedim.

2- Antidepresan kullanmadım.

3- Kendi başıma tatile çıkmadım.

4- Kendi isteğimle yurt dışına çıkmadım.

5- Bir turistle arkadaş olmadım.

6- Nerede olduğumu unutacak kadar sarhoş olmadım.

7- Kimseden ayrılmadım.

8- Kan vermedim.

9- Hiçbir dersten A+ almadım.

10- Starbucks'tan hiç kendi paramla bir şey satın almadım.


Şimdi sıra bu mimleri paslamada. Buyrun kuzular.




2011 Wish-list

1- Topuklu kırmızı ayakkabı satın al.


2- Saçını Natalie Portman tarzı kestir.






3- Yaptıracağın dövmenin şeklini kesinleştir. (Büyük ihtimalle şöyle bir şey)

4- Küçükkuyu'ya tatile git.





5- Kilo ver. (55'e düşsen yeter be hacı)





6- Pride yürüyüşüne katıl.





7- Yemek yapmayı öğren.


8- Eski defterlerin açılmasına izin verme ve ota boka depresyona girme.




9- Eziklik yapıp sigaraya başlama.



10- Dostlarını yanında ayırma ve onları sevdiğini unutmalarına izin verme!





Ps: I love you...(Yeşil, Berry, Suluelma, Gülchina, Siliyanta, Curly, Bukleli, Ci, Anita, Kuzin ve daha niceleri)

23.12.2010

Şarkılar şiir olsa : Uçları Kırık

Bir gece yarısı uyandım
Ellerim sana uzanmış
Gözlerimi açmayı reddeder bir şekilde
Kulağıma fısıldamıştı ruhun
Kilometreler ötesinden
Beni nasıl da delice istediğini
İçim karanlıktı
Tenimde uzun siyah saçlarını hissediyordum
Uçları kırık ve biraz pütürlü
Ne zaman gece uyansam
Takip eder beni gözlerin
Sanki hemen arkamdasın
Damla damla kanarsın da
Sadece bakarsın kocaman gözlerinle
İçim dağılır, paramparça olurum
Seni düşlerim o hiç ayrılmak istemediğin
Buruşuk ve sıcak yorganın içinde
Yanımda uyuduğuna inanmak isterim
Ama her rüyadan sonra
Yalnızlığa uyanmaya mahkûmum
Yavaşça koltuğa otururum, pencerenin önüne
Yıldız kayar ya da kaydığına inanmak isterim
Tutarım dileğimi
Başlarım saymaya sonsuzdan geri
Sonu gelsin hiç istemedim ki
Sen ki dünyanın en masumu
Yanar yanakların korktuğunda
Ve üşür ellerin
Geçmişimi bugünümde öldürürüm
Unuturum sessizce ismini
Yağmurlar yağdığında tutardım ellerini
Utanırsın elimi tutmaktan
Usulca tutunursun parmak uçlarıma
Göğsümde gece karası
Saçlarının konusu
Yağmur durduğunda aniden kaybolursun
Dileğimi tutarım
Unuturum ismini, unuturum seni

21.12.2010

Blessed Yule





Şimdi bilen var bilmeyen var diye açıklamalara girişeyim. Ben bir pagan'ım yama daha çok wicca hatta hepsinden biraz biraz diyerek kendi dinimi falan oluşturdum. Nasıl bir şey diyecek olursanız, zor anlatması.


Şuradaki yazımdan wicca olmanın temel prensiplerini görebilirsiniz. 


Yule hakkında uzun uzun yazsam bile yeterli şekilde açıklatabileceğime inanmadığımdan sizi buradaki açıklayıcı yazıya yönlendirmeyi tercih ediyorum.


Bu gece yani 22 Aralık başladığında Yule dünyanın çeşitli yerlerindeki pagan-wiccan'lar tarafından kutlanmaya başlanacak. Tabi ki ben de kendi kutlamamı yapacağım ki onun hakkında ertesi gün bir yazı yayınlarım.


Neyse, ilgilenenleriniz olursa diye Yule için uygun çeşitli müzikler paylaşacağım. 


Mutlu kalın.







Blessed Yule...

4.12.2010

İtiraf vol2

- Hahayt içinde olduğum depresyonu anlatmaya kelimeler yetmez.


- Tam bir haftadır her gece içiyorum ve büyük ihtimalle de devam edeceğim.


- Sigara içesim var ve bırakmış olmak pek de umrumda değil.


-Hayatımdaki her durumu sorguluyorum ve hiçbir şeyden memnun değilim.


-Geceleri korkup uyuyamıyorum (edit: hala uyuyamıyorum).


-Ne güzel Elif Şafak'ın Firarperest var elimde ama okuyamıyorum.


- Penelope Cruz her izlediğimde daha mı güzel görünüyor gözüme yoksa deliriyor muyum?


- Bir haftanın sonunda dilim tenekeleşti her türlü şarabı içebiliyorum.


- Haha her gün içtiğimi bilmeyen sevgili Yeşil gelip başıma ekşime olur mu? İstesem söylerdim yani.


-Bu şarkı Bukleli'ye gelsin. Herhalde o çocuğun iyiliğini anca bu anlatır.


-Tekrar az da olsa günlük yazıyorum sanırım.


- Okuyup yorum yapmayan herkese çok sinir oluyorum.


- Yine uyuyamayacak olsam da gideyim ben.

1.12.2010

30.11.2010

Düşümde bir kadın var

 Anita'ya ithafen...







5 yıl önceydi sanırım ya da 6 bilemiyorum. Birileri vasıtasıyla bulmuştum seni MaçaKızı. Benim için ekmekten, sudan, aldığım nefesten daha değerliydin. Yaşar gibi çekiyordum yazdıklarını içime. Sen sigara içiyordun, ben öksürüyordum. Sen şarap içiyordun, benim başım ağrıyordu. Sen annenden tokat yiyordun, ben ağlıyordum.




"Benim onunla konumam lazım" demiştim. Hatırlıyorum, hayatımda hiçbir şeyden o kadar emin olmamış ve hiçbir şeyi o kadar istememiştim. Ben mail attım sen cevap yazdın ve bitti. 



Facebook'ta ekledim seni ve sen kabul ettin. Daha çok dahil oldum hayatına. Ama sen o zamanlarda bırakın yazmayı. Hep canım yanar bunu düşününce. Sen nasıl var olabilirsin ki yazıların olmadan.





Bu sene yeni adresinde beni ekledin ve sanki yıllardır en hakiki dostmuşuz gibi konuştun. Yaşadığım şoku ve mutluluğu anlatamam inan. Sen bendin ya zaten, sanki ben de sen olabilirmişim gibiydi. Buluşalım dedin bana, buluşalım dedim. Sen mutluydun, uzaktaydın ve yazmaya başlamıştın. Hayat güzeldi, tanıştık.




Anlattın da anlattın. Yaralarını ilk kez yazılar olmadan gördüm. Sana sarılmak istedim, "korkma ben tararım saçlarını" demek. Çünkü Dralaye ve Anita bilirler hayatta çikolatadan başka mutluluklar da var.




Gün geldi, düştü Anita'mın yüzü, parçlandı aynalarda. Bekledim toparlansın, ben ona bir kez daha yazamadığı yazıları hatırlatmayayım.




Gün geldi, ayakta durabildi Anita. Beni aradaı ve buluşalım dedi. Bu hafta bir gün, bir yerde Dralaye ve Anita buluşacaklar. Küçük dünyalarımızda minik kız çocuklarımız olacak. Biz kadeh tokuştururken, onlar bizim yani annelerinin ayakkabılarını giyecekler. Şuh kahkahalar atıp, bencilce "ben senden daha güzel olacağım" diyecekler. Biliriz ki bizden güzel olacaklar.




Ben seveceğim yüzünü Anita'nın, en çok da minicik kaşlarını. 


Çünkü ben en güzel onun eksik yanlarını severim.




Bakar ve gülümser bana.


-Ne güzel kadınsın sen.
-Ben aynayım unuttun mu...


Gözlerimizi kaparız ve hayal ederiz sadece.







26.11.2010

Mim'lenmek ya da Mim'lemek

Şu sıralarki modaya uygun olarak ben de mimlendim, Baş Harfi Ğ tarafından. Onun kendi paylaştığı Mim düzenine uyarak ben de aşağıdaki cevapları veriyorum önceden belirli bir takım sorulara.



1)En sevdiğiniz kelime: Sevgi. Çünkü sevildiğim zaman her şeyi yapabilirim. Eğer seversem ağmuru durdurabilir, her gece dolunayı izleyebilirim. Sevgiyle herşeyi yapabilirim, sonsuza ulaşabilirim.


2)En nefret ettiğiniz kelime: Sabır. Gerçekten çok sabırsız bir insanım ve çevremdeki sabırlı insanlara da katlanamam bazen. Bir şey istiyorsam o an olacak. Sevdiğim hemen yanıma gelecek ya da o ayakkabıyı hemen alabileceğim. Alamazsam da sabredemem ki.


3)Sizi ne heycanlandırır?: Sürprizler, uzun süredir görmediğim biriyle buluşmak, alamak istediğim bir şey almış olmak, merak ettiğim bir filmi izlemek, uzun süredir çıkamasını beklediğim kitabı okumak, sahnede olmak... uzaar da gider.
 
4)Heycanınızı ne öldürür?: Rahatsızlık duyduğum bir şeyin o an gerçekleşmesi. Saniyelerle kötü bir ruh haline geçebilirim.


5)En sevdiğiniz ses: Senfonik enstrüman sesleri (özellikle fülüt ve çello).


6)Nefret ettiğiniz ses: Metal bir maddenin başka bir maddeye değerken ya da daha kötüsü dişe değdiğinde çıkardığı ses. Çatal bıçağı birbirine sürtemem, çatalı dişime değdiremem gibi gibi.


7)Hangi mesleği yapmak istersiniz?: Psikolog olmak istiyordum. Hala istiyorum. Ailem engel oldu ama bir gün mutlaka olacağım.


8)Hangi doğal yeteneğe sahip olmak istersiniz?: "No ordinary familiy" adlı diziden gördüğüm üzere 'süper zeka'ya sahip olmak isterdim. Her şeyi yapabilirsin resmen harika.


9)Nerede yaşamak isterdiniz?: Kaz dağları-küçükkuyu. Başka da hiçbir yerde değil.
 
10)En önemli kusurunuz: Geçmişte yaşanan şeylere takılıp kalıyorum. Aylarca yılarca kendime acı çektiriyorum. Mutsuz olduğum bir anda eski hatıraları anımsayarak daha çok acıyorum kendime. Aynı zamanda kindarım da. Karşımdaki kişinin hatasını da unutmam ve unutturmam.
 
11)Kendiniz olmasaydınız kim olmak isterdiniz?: İskandinav ülkelerinde yaşayan bir evsiz olmak isterdim. Yasal olarak uyuşturucu almayı, sokakta yatmayı, devletin bana battaniye vermesini ve sonra bir gün mutsuz olup kendimi öldürmeyi. Dertsiz, tasasız ve sonu belli bir yaşam.


12)Size en fazla keyif veren kötü huyunuz: İnsanların zaaflarını çok çabuk keşfedip bunu onlara karşı kullanabiliyorum bazen. Ama bazen sadece.
 

13)Kahramanınız kim?: Babam derdim ve babam gibi bir sevgili buldum o nedenle her ikisi de diyebilirim.


14)En çok kullanığınız kötü kelime: Oldukça küfürbaz biri olduğumdan aralarından seçim yaparken zorlanıyorum. ama sanırım "Hassiktir" en çok kullandığımdır.


15)Şu anki ruh haliniz: Ne yerde ne gökteyim. Uykuyla uyanıklık arasında. Her zamanki gibi, araf'ta.


16)Hayat felsefenizi hangi slogan özetler: "Sikilmiş götün muhakemesi olmaz".


17)Mutluluk rüyanız: Zaman sınırı olmayan bir dünya. O zaman her şeyi başarabilirdim. Herkese zaman ayırabilir, okulu ihmal etmez, düzenli bir ilişki yaşayabilirdim.


18)Sizce mutluluğun tanımı: Dağ başında bir ev, mumlar, Meltem Arıkan'ın kitabı, şarap, çikolata ve sevgilim. Bir tablo gibi hep gözümün önünde.


19) Nasıl ölmek isterdiniz?: Mümkünse yanmadan ve parçalanmadan. İşkence görmesem de güzel olur. Zamanın geldiğini kendim anlayıp, kendimi öldürmek isterdim. Ama nasılsa anlayamayacağımdan gün gelir bir şekilde ölürüz canım yeaaa.

20)Öldüğünüz zaman cennete giderseniz Allah'ın size ne söylemesini istersiniz?: Olmayan şeylerin hesabını yapamayacaım şuan.




Ve bitti...


Şimdi sıra başlakarını mimlemekte.






Buyruuun efendiiim=) 

24.11.2010

Kısa saç sendromu (vol1)

Mutluyum!

Saçlarımı hala güzel bulmuyorum ama onlarla barıştım. Demek ki beğenmesem de bir şeyleri kabul edebiliyormuşum. Ne mutlu bana.

Şimdi sadece kızmızı ayakkabılarım ve kırmızı şemsiyem eksik. E çiçek alan da bulunur herhalde.

o kadar işte...

21.11.2010

I love my dorm room!

Şimdi 9 günlük koccaman bayram tatili bitti ya, herkes sızlanmaya başladı. Ama ben ne yazık ki onlarla aynı hisleri paylaşmıyorum. Benim için yurt odam en güzel yer, bayılıyorum yani öyle böyle değil.


Neden diyecek olursanız, şöyle anlatayım.
1- Bizim evde yemek yapılmaz ve dışardan yemek söylemene de izin vermezler. Çok istiyorsan gider kendin yaparsın.

Oysa yurt öyle mi? elinin altında binlerce çeşit, ne yediğine karışan annen olmadan şipariş et ve afiyetle ye.


2- Bizim evde çamaşır da çok sık yıkanmaz. Hayır canım tabi ki pis değiliz ama olaylar şöyle gelişir.


Babam doktor olduğundan dolayı sürekli beyaz çamaşır çıkarır. Onun eşyaları topluca yıkanır.

Havlu-çarşaf ikilisi de yıkanır.

Annem sadece siyah giyer ama onun kıyafetleri taşlı pullu olduğundan o kendisininkileri ayrı yıkar.

Ablam evde değildir, geldiğinde de kendi kıyafetlerini yıkar.

Yani görebileceğiniz üzere benim çamaşırlar yıkanmaz allah yıkanmaz. Tabi ki sonunda ben olay çıkarırım.


Oysa güzel yurdumda 1.5 saate kıyafetler yıkanır, kurur ve hatta ütülü gibi çıkar.


3- Yurt odası rahattır azizim. Hele de benimki gibi mükemmel bir oda arkadaşınız varsa. Ne sesi çıkar, ne dağınıklığıma laf eder (ay bayılıyorum ben ona). 

Anne dırdırı yoktur (ki bu herşeye bedel).

4- Yurt odanız temizlenir.

Yine yanlış anlaşılma olmasın. Annem yerde tek bir kitap bile görse git kendin temizle odanı dediği için onu da ben yapmak zorunda kalırım.


5- Yurtta gece hayatı ve içki vardır. 

E tüm arkadaşlar bir arada olunda içki de içilir muhabbet de yapılır. Başka söze ne hacet.




İşte böyle cancağızlarım. Geçen yıldan sonra tekrar bayılıyorum yurt hayatına. Evi de hala bir o kadar sevmiyorum.



Yaşasın yurt hayatı!

18.11.2010

Bir Kadın...(vol2)

İspanyol ezgilenin sardığı vücuduna bakar Kadın. Gözleri kapalı, kaç zamandır dans ettiğini bilmez. Bir tür trans halinde. Küçücük odası mumlarla dolu. Bir sürü kırmızı kasenin içinde üçer tane mum. Kadın, Erkek ve Aşk için. Mumlardan biri her zaman önce söner ve kalanlar da yarım yamalak birbirine karışır.


Hayali topuklu ayakkabıları ayaklarında Kadın'ın, Kan kırmızısı. Bilirsiniz kardeştir Kadın ve Kan. Sessizce keser ayak bileklerini, istediği kırmızılığa ulaşıncaya kadar.


Diğer tüm dostları bir rakı kokusu kadar uzakken, çalmaz telofon. Bir başkası kadar olamamıştır hiçbir zaman Kadın onlar için. Kırmızıya güvenen bir avuç insan ve onlara günenen bir Kadın.


Yıllardır üşenmeden biriktirdiği gülleri teker teker ezer ayaklarının altında. Odayı Yasmin Levy'nin büyülü sesi doldurur. Kadın'dan önce söyler hep o zaten söylenmesi gerekenleri, "me voy..."



Dikenler batar ayaklarına, kuru bordo güller kızarır Kan'da. Kan ölümden çok doğumdur Kadın için. "Ölmek için doğmak gerekir" diyenlere inat "doğmak için ölmek gerekir" diye haykırır.





Onu ancak Kan anlar çünkü Ka(dı)n aslında içten içe hep Kan(dı).

17.11.2010

Bir Kadın...(vol1)

"Hava karanlık, hava puslu, hava soğuk. Bana Melek diyebilirsiniz, Necla veya Emine. Farketmez. Çünkü bıktım kalıplarınızdan, adlandırmalarınızdan, yarım yamalak tanımlamalarınızdan. Siz bizi asla tanıyamayacaksınız. Bitti. Nokta."


Elindeki son kağıda bunları karalamıştı, Kadın. Sigarasından bir nefes çektiği sırada kağıt da öteki kardeşlerinin yanına düşmüş, buruşuk bir şekilde yerde yatıyordu.

Masanın üzerinde şarap vardı, kadeh vardı, kan vardı. Odada mum vardı, Kadın vardı, kan vardı. Tende acı vardı, zevk vardı, kan vardı.


Hayır, hiçbir şey düşündüğünüz gibi olmamıştı. Ne aldatılmış, ne terkedilmiş, ne ölüm görmüş bir Kadın o. 


Boşverin, anlayamazsınız.


Kış geldiğinde onun ayakları üşür. Yıllar öncesine dalar gözleri. Küçük parmağındaki tırlaklar uzar ve morarır. Yalnızlığı en güzel onlar anlatır. Elde bir boyalı tırnak. Upuzun. Sanki dün gece birlik olup tırnaklar öldürmüşler onu. Sanki boğulmuş, duyan olmamış.


Kış geldiğinde hemen pencere pervazına oturur Kadın. Ayaklarını uzatır sonuna kadar, 4kat aşağı değmek istermişçesine.


Kış gelince ruhunu o kadar pis hisseder ki kadın, koşar da gömer ayaklarını balkonuna yığılmış karlara. Dudaklar morarır, eller morarır, ayaklar morarır. Ama ruhu inadına sarılır siyah kaftanına. Kara'ya aşıktır Kadın. Aşkı kardan beyazken, Kara'yı arzular.


Kış gelince eline kalem alır Kadın. Çeker çok sevdiği, ve bi o kadar da nefret ettiği, saman kağıt defterini. Yazar tüm kinini, nefretini, şiir olur, şarkı olur yırtar defteri. Kalem çoktan kağıdı geçip tenini parçalamış olur, farkedemez. Gördüğünde de güler sadece, "zaten ben yapacaktım" der geçer.


Kış gelince kendini sırtüstü halıya bırakır Kadın. Tavan alçalır, duvarlar üstüne üstüne gelir. Boğulur ama alışıktır O zaten. Sus'ar, su'sar da söylemez. Siz ve sizin gibilerin arsızlığından en çok O utanır. Kırmızı çorapları giyer hemen ayaklarına. Siz bilmezsiniz ne çok üşür ayakları.


Kış gelince beyaza karşı Kara kaplar her tarafı. Kadın kırmızılara sığınır. Ojeleri, rujları, elbiseleri sever. Bazen o kadar korkar ki, kana boyar kendini. Eğer bir nokta dahi kırmızıdan uzak olsa teni, yanacak Kara'nın ellerinde.


Ancak kırmızılara güvenemeyeceğini görünce Kadın, eski dostuna Yeşil'i bekler. Bekler ki alsın onu bu çukurdan.


Mevsim kış, her yer beyaz, inadına Kara ve inadına Kırmızıyken. Yeşil baharın derinliklerinde, başka dünyalarda, başka rüyalarda.


Kadın yalnız, dışlanmış, etiketlenmiş, bağırılmış, hakaret edilmiş, suçlanmış, iftira atılmış, Karalar bağlamış, boğulmuş, sövülmüş, yıkılmış.



Hayalindeki küçük elli, yeşil gözlü meleğini bile almışlar elinden. Rahmini deşip çıkarmışlar. Hiç olmamış olan, hayali bir bebeği kabuslarında öldürdüklerini hiç unutmamış Kadın. Sanki hiç doğuramayacak gibi ağlamış. Korkar olmuş gelecekten. Kırmızıdan ve onun getirdiklerinden.


Bir tek Kan kalmış, en yakın arkadaşı, kardeşi. 


Keserdi Kadın kendini, mum alevlerinde yoğururdu tenini. Kan O'nu isterdi, O da Kan'ı.


Yerden bir kağıt aldı Kadın. Saçındaki ince çubuğu çıkardı ve kanayan bileğine batırdı. Kağıdın yazılı tarafına sürdü bileğini ve arkasını çevirdi.Yazdı:


"Kan uykusu..."


12.11.2010

Bloglar alemi!!!

 

Farkettim ki henüz size, iki tane yeni blogum olduğunu söylememişim.

Buyruun efendim=)




Konuş(ama)mak

Merhaba,

Ben hayatta hergün karşılaştığınız sıradan bir kızım ya da sadece kendini öldürürken görebileceğiniz saf bir pesimist. Sorunlarım olur ortalığı birbirine katarım. Ama sizinle bir sorunum oldu mu, ağzımı açıp da tek bir kelime söyleyemem. Bilirim çünkü konuşmaya çalıştığımda sanki jilet yutmuşum gibi boğazımın paramparça olduğunu, krizlerimden bile daha ciddi şekilde nefessiz kaldığımı. 


Sadece kendi çektiğim acı değildir beni konuşmaktan uzak tutan. Beni o halde gördüğünüzde dayanamazsınız. Hele o çektiğim acıda ucundan kıyısından bile olsa parmağınız olduğunu bilmeniz. Mümkün değil dayanamazsınız.


Sonra gün gelir... Kiminiz "sen benim için hiç uğraşmadın" der ve çeker gider. Kiminiz "bir derdin varsa benle konuş böyle davranma" der bağırır küser gider. Kiminiz "kendini bana kapatma konuşalım" der parçalar gider.

 
Bense sadece susabilirim, ağladığımı titreyen sesimden anlamayın diye sadece susabilrim.


Bir de yazabilirim. Kendi başıma ağlarken, anlamanız için, anlamak istemenizi umarak, yazabilirim...

10.11.2010

İlgi Arsızlığı

Bu haftanın sonuna kadar düşünmem gereken bir sınavım ya da ödevim yok. Ama bunu yerine sınav/ödevlerle boğuşan arkadaşlarım, konuları bitirebilmesi için neredeyse nefes bile almaması gereken bir sevdiğim var.


Hani sorarım ben de "Dralaye'nin suçu ne?"


Benim gibi yalnızlıktan ölesiye korkan bir insanın kadehini havayla tokuşturması bir tesadüf mü? Yoksa şuan sınavları olmayan bir kaç insanı görmek dahi istememem bir komplo mu?


Bir yandan anlayış bekleyen insanlar, bir yandan karmakarışık duygularım. Hmm ben içmeye devam edeyim en iyisi...









Not: Taze çiftlerden nefret ediyorum. Keşke hepimiz 3aylık ilişkilerin içinde bulsak bir anda hendimizi.

Not2: Ne kadar ilgi arsızı olduğumu hala anlayamamış insanlar. Bir gün anladığınızda çook mutsuz olacaksınız.

Not3: Bir sonraki ay yada en geç sömestrde kendime pikap alıyorum. Neden beklemişim ki bu kadar zaten, çok saçma.

31.10.2010

Fuar macerasının gerçek yüzü!


Bir önceki yazımda ne kadar yoğun ve yorucu olduğundan bahsetmiştim sadece. Şimdiyse işin en tatlı kısımları ballı anıları geliyor efendim.

Metrobüs sapığı: Biz o sabahın erken saatlerinde soğuktan korunmak ve rahat olmak için seçtiğimiz 0 dekolte kıyafetlerle lahana gibiydik. Bindik metrobüse, karşımıza bir adam oturdu. Ama nasıl bir adam!? Biz konuşuyoruz o bize bakıyor, bir gülüyoruz kendi kendine gülüyor, X-ray gözleri varmışçasına göğüslerimizi kesiyor ve tum bunları ayan beyan yapıyor. Yüzüne bakıyoruz "WTF??" ifadesiyle, o da yüzümüze bakıyor gülüyor. Baktık olmayacak kalkıp daha önlerde bir yere geçiyoruz. Adam en utanmaz bir halde HALA arkasına dönüp bize bakıyor. Sonra yerinden kalkıyor, biz tam ortalığı ayağa kaldırma planları yaparken görüyoruz ki iniyor. Daha sonra öğreniyorum ki, adam arkadaşımın bacağına ayağıyla falan sürtmeye çalışıyormuş. La havla çekiyor ve yolumuza devam ediyoruz.


Laika yayınevi: Bu standda ben Alice'in kitabını alıyordum. Arkadaşımsa acaba bir fantastik seriye mi başlasam diye düşünmekteydi. Gözü bir kitap kapağına takıldı. "Aaa, ne güzel bu" gibi bir şey söyledi. Bense gayet rahat bir şekilde, "hmm, kara elfler iyidir baya sevebilirsin o karakterleri" dedim. Artık iki senedir nasıl dinleyip öğrendiysem utanmasam kitap önereceğim. Bu arada muhabbeti gören stand abisi(yahşuhlu) kitap önermeye girişti. Arkadaşıma bayağı uzun bir serinin ilk kitabını da sattı. Ardından bana nasıl bir şey isteyeceğimi sordu. "Sevmiyorum ben fantastik falan" dediğimde de iyi bir ebleme dönemi geçirdi. Kardeşim ilgilenmiyorum ne var, bilgim olamaz mı?


Açlık: Arkadaşım kahvaltı bile yapmadığından bayılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Kendisine belli aralıklarla kek-ekmek ve elma dilimi tıkıştırarak ayakta kalmasını sağladım.


Kredi kartı sorunu: Benim adıma imzalanmış iki kitabın parasını kartla ödemeye çalışırken, aletin çalışmamasından kelli bir türlü ödemeyi başaramadım. Neredeyse 20 dakika geçmişti, sabrım tükenmişti, arkadaşım sinirliydi. Ben de resti çektim ama aşkolsun falan filan diyerekten kitapları bedava aldım çıktım. Ama adamların kartlarını aldım, yolum cağaloğluna düşerse mutlaka ödeyeceğim.


Mc: Zorlu bir yer bulma çabasından sonra yokluktan bizim dışımızda iki adet kızla beraber bir büyük masaya oturduk. Kızlar çoktan yeemeklerini almışlardı, ben de arkadaşımı orda bırakıp sıraya girdim. Yemeği almayı başardığımda 20dk geçmişti. Masaya döndüğümde, kızlar yoktu ve arkadaşım bana histerik bir biçimde bakıyordu. Öğrendim ki, kızlar oldukça tuhaf tavırlar sergilemişler. Ama asıl sorun, o kadar aç olan arkadaşımın onlar yemek yerken seyrediyor oluşuydu. Açlık zor şey.


Küçükçekmece boy: Daha sonra biz yemeği yerken liseli bir grup bize katıldı. Muhabbetler, lise-universite-dershane geyikleri falan. Biz o sırada karnımız doyduğundan kendimizi mutlu, zeki ve karizmatik hissediyorduk. Yanımızda ergen var, biz kuğuluz ayakları. Sonra, sona o çocuk bize bir soru sordu: "Bu yakada mı oturuyorsuzun?". Sonrasında uzun bir sessizlik, bizim bakışmamız, hala sessizlik ve sonunda hea evet bu yaka diyebilmemiz. Çocuk afalladı haliyle tabi, demin yok ben bursluyum yok ben itüde okuyorum falan diye hava atan kızlar gitmiş, yerine embesil/moron/idiot kıvamı bir şeyler gelmiş. Bezgin bir şekilde özür diledik çocuktan kusura bakma biz daha ayılamadık diye. Neyse kapatalım bu konuyu. Zaten bana "siz" dedi durdu!


Paranoyak: Kendisi NTV yayınevinin çıkardığı çok harika bir kitaptır. İçinde çeşitli nevrotik bozuklukların esprili bir dille anlatımları, örnekleri ve testleri var. Mesela "Hiç birini öldürüp yediniz mi?", "Hırsızlıktan kaç kere tutuklandınız?" gibi. Ben böyle anlatınca hoş olmadı ama okuyun anlarsınız. Sertleşmiş penis fobisi varmış, demedi demeyin.


Türk hahvesi: İçtik iyi geldi!


Aslında bir de ballı dedikodu seansı var ama onları da anlatmayayım baariii.

30.10.2010

Kitap fuarı '10


Tek kelimeyle harikaydı!!! Şimdi başlıyorum anlatmaya.



Saat 9.30: Günüm aydı. Kahvaltı niyetine ev yapımı ekmekten bir dilim yedim, bir bardak da çay içtim. Vurdum kendimi yollara.



Saat 11.10: Zincirlikuyu metrobüs durağında arkadaşımla buluştum. Metrobüs ile avcılar- iett ile tüyap.



Saat 12.15: Fuara giriş. İlk olarak bir fuar kataloğu edindim, aslında broşür demek daha doğru. "Bismmm" efektiyle kendimizi 2. salona attık. Amacım ilk turda hiçbir şey almamak, sadece bakılacak olan yayınevlerinin yerini işaretlemekti. Nitekim de öyle yaptık. Sadece 'Tekin yayınevi'ne uğrayıp Ataol Behramoğlu'na kitap imzalattım ve Komünist Manifesto'yu aldım.



Saat 14.30: İlk tur sonu. Sonra kendimizi tekrar 2. salona bıraktık ve başladık deli gibi yayınevlerine uğramaya. Tabi başta seçtiğim bir çok kitap sıkı bir elemeye tabii tutuldu (paranın gözü kör olsun). Ganimetler toplandı.



Saat 15.45: Kendimizi fuardan dışarı zar zor attık. Hemen yanımızdaki mc'e doğru koşturduk ama ne görelim, yer bulması ayrı yemeği alması ayrı dert. Neyse 20dk sırada bekledikten sonra aldık yemekleri. Biz yerken, masa olmamasından dolayı, liseli küçük bir grup da bize dahil oldu. Ordaki çocuk, ki adı Batuhan'mış, iyi sardı bize. Yanımdaki arkadaşımla senli benli konuşurken, bana siz diye hitap etti durdu. Sinirlerim bozuldu yahu bensan sadece 2 yaş küçük çocuğun öyle davranması. Utanmasa teyze diyecek zaar.



Saat 16.30:  Tekrar otobüs sırası. İkinci gelen otobüse binmek ve oturarak gidebilmek. Ordan metrobüs ile mecidiyeköy.



Saat 17.30: Artık baygınlık geçirmek üzere olduğumuzdan kendimizi bir kahve ile ödüllendirmeye karar verdik. Sanki çook zengin ve elitmişiz gibi girdik Robert's coffe'ye içtik birer türk kahvesi rahat ettik.



Saat 18.15: Metro ile 4. levent.



Saat 19.00: EV!



Çok uzun, yorucu ama bir o kadar da keyifli bir yolculuktu. Buyruun efendim ganimetlerim.


Aşk iki kişiliktir ve Okyanusla ilk karşılaşma (Ataol Behramoğlu): Tekin yayınevi
Ya sen olmasaydın (İpek Ongun): Epsilon yayınları
Komünist Manifesto (Marx&Engels): Hatırlamıyorum vallahi
3 Bukowski kitabı: Uykusuz dergi
Pablo Neruda ve Rilke'nin şiir kitapları: Kırmızı
Küçük kara balık ve bir şeftali bin şeftali (Behrengi): Demos yayınları
Hayyam rubaileri külliyatı: Demos yayınları
Alice harikalar diyarında ve sudoku: Laika

Pressure of poems


3 gecedir bazı arkadaşlarım mesaj/şiirlerime maruz kalıyorlar. Durduramayarak kendimi yazıyorum. İyi ya da kötü bilmiyorum ama yazıyorum bir şeyler.

e.g.

Kadın yalnızdı odada
Erkek yok, belki de hiç olmadı
Bir tek kokusu perdeden içeri sızıyor
Donakalıyor Kadın
Haftalar önce yaktı yatak çarşaflarını,
Ona özel aldığı çamaşırları teker teker parçaladı,
Hiç acımadı en sevdiği
Ama Erkeğin dudaklarının değdiği
Yaldızlı kadehleri kırarken canı.
Bir anlık hataya bile yer yokken hayatında
Bu koku
Nerden çıkmıştı ya


Kadın sustu, sustu, sustu
Odasının duvarlarında patlıyordu
Onun ve onun gibilerin yıllardır attığı sessiz çığlıklar
Bir eşyaymışçasına kendini duvara savurduğunu fark edemezdi bile


Sunmuştu Kadın kendini
Erkeğin kokusu onun içine girdiğinde
Terlemişti ister istemez
Sanki kendisi gelmiş gibi buyur etmişti onu içine
Beyni ona oyunlar oynuyor olmalıydı
Kendisi bir kutsal fahişe
Erkeğin kokusu da en güçlü buhur


Yalnızdı hala Kadın odada
Koku kayıp, yitik ve alışılmış
Erkek yok, belki de hiç olmadı
Uyku, uyku perisi ve kara düşler sızıyordu artık perdeden.


Without red and smoke


Sen gittin, yarım kaldım
Tüm kırmızılarım terk ettiler beni
Gözlerin griye çaldı
Saçlarım birer sonbahar yaprağı
Ne zaman ki renkler beni terk etti
Sigaram düştü dudağımdan
Hafif bir meltem bile esmedi
Anladım, gitmişsin
Tırnağımdaki, dudağımdaki
İçimdeki tüm kırmızıları da götürmüşsün yanında
Bir şişe şarabım kaldı, bir paket de sigara
Gri kızıl kırmızı siyah
Asla içilmeyecek ikinci bir kadeh
Asla el sürülmeyecek bir sigara
Tüm kırmızılarım terk etmişken beni
Hala sana üzülebiliyorum
Ve dudakların deyip son kızıldan bir yudum alıyorum...

28.10.2010

Always


Hayatımı ölçecek bir zaman birimi olmadığına karar verdim. Çünkü artık hatırlayamadığım bir zamandan beri çok kötü durumdayım ama artık o kadar uzmanlaştım ki oldukça içten gülümseyebiliyorum bile. Ben söylemesem bilemezsiniz, ben izin vermesem anlayamazsınız bile kötü olduğumu. Ah keşke farketseniz, anlamanıza izin verdiğimde aslında size çok ihtiyacım olduğunu...

Kimseye bel bağlamıyorum artık. Kiminin beni görecek hali olmuyor, kimi desen başkalarını tercih ediyor. Yalnız kalmanın çok da korkunç bir şey olmadığını kendime anlatmak istiyorum. Olmuyor, anlayamıyorum...


İyi değilim
Yanımda kimse yok
İyi değilim ama yanımda birinin olmasına gerek yok
Tüm kötü alışkanlıklarımdan olduğu gibi
Beni aciz bırakan insanlardan da kurtuldum
Ne bir adım geri ne de ileri hayatım
Düz, dümdüz bir adam gibi
Güz sertken, yağmurda koşmak gibi,
Ağlarken çıkardığın peçeteyi arkadaşına uzatmak gibi
Nefes alamazken, sorulardan kaçmak için gülümsemek gibi
Düz insanların yaşamı benimkisi
Güz sertken, yanımda kimse yokken, nefessizken...

Sessizce bir şarkı mırıldanmak gibi.

21.10.2010

Tears of a kitty


Yağmurlu bir sokak, sessiz bir gece ya da belki tam tersi. Sessiz akan bir ırmak gibidir bazen yağmur gecede. Adımlar damlalara, damlalar dertlere karışır da bir sokak kedisi oluverirsin karanlıkta. Ansızın kulakları yırtılır, küçük dünyan silkelenir, bir su birikintisine gömülür başın. 

Seni öldürürler belki.
Belki de köpekler parçalar vücudunu zevk olsun diye.

Birinin gelip seni kurtaracağını umarsın. Beklersin. Akan her damla kanında kaybolur nefesin, umudun. Son soluğunu alamadan boğulursun yağmurda, tozda, kanda...

Dışardakiler bilirler başına gelenleri. Bilirler seni ve senin gibi nicelerini. Peki sen bilir misin, neden susarlar? Neden gözlerini kaparlar olanlara?

İnsanlar gözyaşlarından korkarlar ve bunu bilmezler. Ağlamamak için sıkılır yumruklar, kapanır gözler. Yalnız kalırsın da bir sıcak yuva vermezler.

İnsanlar ağlamaktan ve ağlayacak kadar cesur olanlardan korkarlar hep. Sen ise bir küçük kedi, bir damla yağmur olup karışırsın toprağa.

18.10.2010

Stigmas


Eskiden stigmata diye bir film vardı, ona ne oldu?

Neyse neyse, şimdi "self-esteem and stigma" başlıklı psikoloji ödevimle uğraşıyorum. 
Daha da çok uğraşıyorum çünkü 5'e kadar yetişmesi lazım.
Yetişecek mi peki? Sanmıyorum.
Ama aslında çok güzel fikirlerim var, kararsızım.


Delirmeden kaçayım...

17.10.2010

Koliler bantlar


2 hafta içinde taşınıyoruz... 

Hayatımdan atmaya cesaretimin olmadığı her şeyi büyük bir zevkle çöpe atacağım ve yeniden başlayacağım. Hala kıyamadığım şeyler olacak, onları da günlükler gibi koliye koyacağım ki yıllar geçtiğinde değerlerini yeniden kazansınlar.

Yatağımın üzerindeki mantar pano, sözüm sana. Seni ve üzerinde yazılanları görmek istemiyorum artık. Az kaldı ayrılıyoruz bebek.

10.10.2010

Geç kalmış Scorpions


Şimdi bu başlığın iki sebebi var. 

Bu sebeplerden ilki; Scorpions 2008 yılında Park Ormana geldiğinde gitmemiş olmamıdır.
İkincisi ise bu yazıyı oldukça geciktirmiş olmam.


Bilmiyorum, bu yazıyı oldukça alkollü(şarap) bir şekilde yazıyorum. Neler anlatabilirim emin değilim.


Bir kere konser güzeldi. Harikaydı diyemeyeceğim çünkü konser başlarında kolonların sesi o kadar kısıktı ki bağırmadan birbirimizi duyabiliyorduk, ki bu benim için çok büyük bir eksidir. Oğlum soft bile olsa konsere gelmişim. Ruhumu değil, kulağımı becersin istiyorum. Ama. Ama. Ama.


Ama ne yazık ki, Scorpions -her zamanki gibi- ruhumuzu aldı, evirdi çevirdi, acılar denizine soktu çıkardı. En güçlümüz bile "Still loving you" çalmaya başlayınca titredi. 


Güzeldi evet. Ailemin tüm günümü mahvetmesine rağmen güzeldi. Her tarafımın ağrımasına -özellikle belim- beni öldürmesine rağmen güzeldi. Sevdiğim yanımda olduğu için daha güzeldi. Dostlarıma dönüp gülümseyebildiğim için güzeldi.


Siz belki beğendiniz, belki beğenmediniz. Belki de benim gibi birçok hata buldunuz. 

Kabul edin, güzeldi. Hepinizin içinde saklamaya çalıştığı birkaç duvar yıkıldı.



Maybe, you are the love of my love...
Maybe, you'd like a holiday.

5.10.2010

Ve perde!


Tiyatro vardı.
Tiyatro yok oldu.
Egolarımız sahnedeymiş, kovulmuşuz aslında.
Kulaklar inadına sağır,
İnadına sahte sinir krizleri.
Saygı bekleyen perde soysuzları.
Bazılarında bir Ezel olma çabası,
Bazılarında yeni bir Brecht.
Saf ego haline gelene kadar çırpınışlar.
Yeter!
Perde çoktan kapandı.
Oyun çoktan bitti.
Küçücük kulisinizde, paçavraları paylaşamayın siz hala.
Yokum artık.
Gömülüyüm belki yıktığınız perdenin altında.

1.10.2010

Ozzy dede ve köpükleri


Merhaba! Ben Ozzy Osbourne konserine adamın bir tek şakısını bile bilmeden giden kızım. 

Amaaa konsere bir hayran kaldım, bir hayran kaldım ki sormayın. Ozzy dede beni pek ilgilendirmedi açıkçası. Fakat o grubun tazesi gitarist ve hafif kart davulcu! Yearabbim nasıl yaratmışsın eline koluna sağlık! Yanlışlık olmasın, görüntüleri hakkında değil sözüm sanatlarında. Onlar nasıl sololardı, nasıl yorulmaz bu adamlar? Ay hala ağzım açık  "hacı naptın sen yea?" diyorum.


Çok harika konser notlarım var!

1- %99.999... siyah giymişti (istisnası yok gibi bir şey)
2- Topuluyla gelen abla olmamasına rağmen ugg giymiş olan vardı
3- Takım elbiseyle gelenini gördüm
4- Amma çok ergen ve dede vardı
5- 10 kişiden biri ot çekiyor, diğerleri de sigara içiyordu
6- Ozzy dede 2 şarkıda bir sahne önüne ve de kendi kafasına köpük sıktı
7- Ben böyle dakik adam görmedim tam 21.00 da sahneye çıktı
8- 22.40 gibi bitirdiği için biraz üzüldüm ama kendisine göre çok bile kaldı
9- Konser sonunda beleş selpak ve çilekli kornetto(!) dağıttılar
10- Her iki adımda bir yiyişen çiftler vardı
11- Taş gibi hatunları bildiğin ayılar götürüyordu
12- Bir hatun üstünü çıkarttı
13- Ozzy dede biraz daha köpük çıktı
14- Her şarkının sonunda bağırmamızı istedi ama dede olduğunda duyamayıp tekrar ettirdi
15- Farkettim ki aslında 3 şarkısını biliyormuşum
16- Sololar harika demiş miydim?


Neysea çok uzattım. Başka bir konserde (cumartesi Scorpions konserinde) görüşmek üzere.

29.09.2010

Suskundu gece...


Susuyorum. Artık ne kadar geçti üzerinden bilebilmiyorum. Kulaklarım kendi sesime hasret kalmış sanki. Yabancılaşıyorum kendime ve uzaklaştırıyorum sizi.


Telefonun ucunda aşk sesleri gelirken ağladığımı bilemezsiniz. Gece fısıldadığınız dertlerinizde yaralarım var. "Nasılsın?" diye sorarsanız yalan söylemem. Gülümser ve "yeani işte" derim sadece. 


Siz beni bilmezsiniz. Anlayamazsınız nasıl bir yoldan geçtiğimi, bir kadeh şaraba, bir dost omza hasret olduğumu. Doğum günümde beni ağlattığınızda kaybettiniz haklarınızı teker teker. Bir tek karım kaldı işte o da yeni geldi.


İnadına gülümsüyorum ama. Bu hayat beni yıkmak istese de bu izni vermeyeceğim ona. Yoruldum, dayanabilirim, derdim var, susabilirim, canım yanar, sevmeye çalışabilirim...


Teker teker topladım kendimi ve kalktım uzulca yanınızdan. Bazılarınız fark etmediniz bile. 


Kiminiz dikkatsiz laflarınızla kalbimi tekrar tekrar kırdınız, bir şey demedim. Kiminizin yüzüne bakmak bile canımı yakıyor. Kimizin beni tahmin edemeyeceğiniz kadar hayal kırıklığına uğrattınız. Kiminizi herşeyden çok seviyorum ve sırf bu yüzden uzak tutuyorum kendimden. 


Kiminizin aşk acısı var, kiminiz gittiniz. Kiminizin dost acısı var, kiminiz sustunuz. Kiminizle aramda asla açıklayamayacağım şeyler var, kiminiz baktınız ama göremediniz.


Kiminizse ısrarla sordunuz. Korktum tekrar konuşmaktan. Belki de ondandır unutmalarım, kaçışlarım, geçiştirmelerim...

22.09.2010

Büyüme(se)k


Biliyorum, artık arkadaşlarımızdan ayrıldığımızda ağlayacak yaşları geçtik. Ama benim hala gözlerim doluyor. Arkadaşlarımı değil de, canımdan parçaları gönderiyorum sanki. Altı üstü 6 ay diyemiyorum.

Koskoca bir 6 ay... Ben ne yaparım suluelma'sız curly'siz. Zaten karım da uzaklarda. 

Bazen boğulacak gibi olauyorum yokluğunuzda. Gitmeseniz ya, keşke hep benimle kalsanız. Bir telefon mesafesine, seslerinize hasret kalacakmışım gibi geliyor. Bir ay görmesem ortalığı yıkacak hala geliyorum, şimdi önümüzde aylar var...

Çok zorlu bir dönem bekliyor bizi cancağızlarım. Hepimiz gerçek yalnızlıkla yüzleşeceğiz belkide. Bitenlerin ardından gidenlere ağlayacağız, tabi siz de kalanlara. 

Lanet olsun klişelere ama demek zorundayım. İnsan elindekinin değerini kaybedince anlarmış... Of ruhum karardı.



Seviyorum sizi, hem de çok...

18.09.2010

Bekle- bekle-dur


Merak kedidir, kedidir merak
Tırmalar, yırtar, kaçar, kandırır
Beklersin
Bekledikçe bekleyişe susarsın
Gelmeyişlere yanarsın
Kedidir merak
Sevmezsin, inadına gitmez
Nankördür ya
Acıtır, zorla kanırtır tüm eski yaraları
Sen bilmesen bile o bilir
Merak kedidir, kedidir merak
Kan kokusu arar tenlerde
Buldu mu da...
İşte orası vahim, orası saklı
İki dudak arası derler ya
Bekle dur
Yarın olsun, yarın olsun

Merhaba dost


Beni nasıl bilirdiniz? Ben kendimi eskiden çok iyi bilirdim. Şimdi ya hiç bilmem ya kötü bilirim.

Benim ki de laf. Ben kendimi bilmezken siz nasıl bileceksiniz. Hele böylesine rol yaparken, böyle içim kan ağlar yüzüm gülerken.

Korkmayın cancağızım, bir derdim yok. Daha doğrusu yeni bir derdim yok. Her zaman olduğu gibi, önceden olmuş olayları ancak algılayan bir beynim ve canımı çıkarmaya çalışan bir kalbim var. 

Böylesi zorlu bir sınavda yalnızım dostlarım. Hiçbirinize güvenemem. Bilemem ki yanımda olacak mısınız? Olabilirsiniz. Kanıt isterim, benim için neler yapabileceğinizi görmeyi. Tekrar annelik yapabilmeme izin vermenizi.

Bana dertlerinizi anlatın cancağızım. Şu patlayasıca kafam uzaklaşsın artık benden, kendimden, dertlerimden, geçmişimden. Evet ya, en çok da geçmişimden. Bırakın kendi geçmişimi değil sizinkini düşüneyim. Bırakın sizin için ağlarken, kabus görmeyeyim.

Lütfen, beni kendinizi açacak kadar çok sevin. Sabredin ki, ben de sizi o kadar seveyim....