Deniz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deniz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18.07.2011

Gitmeseydi iyiydi


Ve sevgilim gitti...
Bir sabah kalktı yatağımdan, gitti. 



Çok dramatize ettiğime bakmayın. Hepi topu bir aylığına Makedony'ya gitti.
Ama ne internet var ne telefon.

Sağ salim döner mi? Dönse bizi bulur mu? Bilemem.

İşte böyle üzüntülüyüm.

12.03.2011

Ben-cil yaşama hoşgeldim


Bu sefer, belki de ilk kez, yaptığım işten suçluluk duymuyorum.


"Yine mi mutsuzsun sen" diyerek, sürekli yargılayan cızırtılı sesinize kulaklarımı tıkadığımdan olabilir bu.


Belki de bu hayatın sadece ve sadece bana ait olduğunu anlamam; Yeşil de dahil olmak üzere tüm çevremdekileri belli bir mesafeye koymuş olmam buna sebep olmuş olabilir.


Bilmiyorum ve açıkçası umursamıyorum. 




Ve diyorum ki:

27.02.2011

Daha ne isteyeyim!


Suluelma'm geldi!!!!


İçim uçuşuyor. Çokcuklar gibiyim.


Paylaşın canlarım mutluluğumu=)

25.02.2011

Gezginim aslında


Ben gezginim.



Gündüzleri, uykuyla uyanıklık arasında, dolaşır ruhum dünyanın uçsuz bucaksız köşelerinde. 


Yeni insanlar tanırım, birer kadeh şarap içerim onlarla.


Yerel barlara gider, dans ederim tanımadığım adamlarla.


Şatoların gizli bahçelerinde gezinirim, belki bir çocuk kahkahası duyarım diye...


Okyanuslarda taş sektiririm, karşı kıyıda yakalarla nasılsa taşımı.


Yalın ayak kırlarda gezinirim de tek bir papatya olsun ezmem.





Ben her sabah, uykuyla uyanıklık arasında, özgür bırakırım ruhumu. Siz belki hayal gücü dersiniz, belki astral seyahat. Benim için yalnızca özgürlük işte.


Sonuçta ben bir gezginim,  hiç kimsenin anlayamayacağı kadar.

24.02.2011

Ketum Kız ve Suluelma

Ellerine doğmuştum daha ruhum ufacık bir kızken. Sen benden de küçüktün. Yumuşacık, sıcak ve kocamandı ellerin. O eller beni besledi, o eller ben korktuğumda elimi tuttu, o eller benim göz yaşlarımı sildi.



O kadar benimleydin ki, iki dudağımın arasından bir tatlı söz çıkmazdı sana. Bildiğinden emindim, duymaya ihtiyacın olacağını düşünemedim işte.


Ben büyüdüm, ablan oldum, annen oldum, kardeşin oldum, dostun oldum.


Sen büyüdün, kardeşim oldun, yoldaşım oldun, çocuğum oldun, dostum oldun.





Ve bir gün geldi, gittin...


Bastığım toprağın üzerinde güzellikleri de beraberinde götürdün. İstanbuldaki' tüm kahkahaları, dans ettiğimiz mekanları, votkalı karpuzları da sığdırdın bavuluna. Yüreğimin büyük bir bölümü de takıldı peşine sen farketmeden.



5 aylık bir koma hali bizimkisi. Ruhlarımızın bir yerlerde buluştuğu, bedenlerimizin koparıldığı.



Son iki günü sayarken, dudaklarım hala mühürlü. Gözlerimi kapadığımdaysa sadece sarılma anı, sıcaklığın. Sadece iki gün sonra olman gereken yerdesin dostum.



Ellerim ellerini özledi...

16.02.2011

Bir orman, bir yatak




Bu ayki yazılarımda hep dinlenemediğimden, sürekli bir koşuşturma halinde olduğumdan bahsedip durmuşum. Zaten şimdi de okul açıldı, 6 ders alıyorum, çalışmam lazım vs. derken benim başka söyleyecek sözüm, konuşacak konum kalmıyor.




Şöyle bir ormanda olsam, yatağım bulutlara yakın. Başucumda bir bardak su ve anne kokusu. Bir dakika kalsam, bir saat ya da bir ömür. Bilmemecesine dinlensem. Ruhumu orman perilerinin yanına katsam da bedenim daha bir gömülse yastıklara.




Uyku beni çağırıyor. Gitmeli...

15.02.2011

Hatalı üretim



Biz 90 kuşağı çocukları, çok ağır bedeller ödüyoruz.




Doğduğumuzdan beri krizler var, işsizlik var, enflasyon var.




Kendimi bildim bileli bir savaştır dönüyor. Eskiler gibi toplu katliam değil belki ama Afganistan, Irak kan ağlıyor.




Yiyip bitirdiğimiz dünyanın kaynakları yetmediği için ürettiğimiz nükleer enerji var. Öyle bir şey ki tek bir Çernobil tüm karadeniz kıyılarını vurabiliyor.






Biz zavallı 90 kuşağı çocukları, sessizce ve sakince zamanımınız gelmesini bekliyoruz.




Ne de olsa hepimiz kanserden öleceğiz.

Boşuna çatışmalar, büyüyen kavgalar



İstanbul insanı sürekli bir çatışma halinde yaşamaya zorluyor.



Yollarla, uykularla, yemeklerle, insanlarla, havayla, kaldırım taşlarıyla, görünmeyen hayaletlerimizle savaşıyoruz.




Hiç eksilmeyen bir kararlılıkla, en sağlam dediğimiz şeyle, bastığımız yerle bile kavga ediyoruz. Küsüyoruz dünyaya çocuk gibi.



Altı üstü jelibon kafalıların arasındayız, altı üstü bir jelibon kafayız.

16.01.2011

İstanbul'un kalbi İstiklâl Caddesi'nde atar




İstiklâl hakkında ne söylesem az kalacak, ne söylesem eksik.


Bir ömür methiyeler mi düzmeli sana ya da kendimizi kaldırımlarına, ara sokaklarına bırakıp "al beni" mi demeli? Nasıl daha fazla senin olmalı, nasıl seni anlatmalı? 




İstanbullular için bir liman, olmayanlar için de bir hayal olarak kalmaya devam mı etmelisin yoksa?




Ben bu sefer senin içindeki insanların çeşitliliğinden, özgürlüğünden bahsetmeyeceğim. Ben seninle bir gün geçireceğim. En başından sonuna kadar neler yapmasam eksik geçer günüm.








Girmeden önce şöyle derin bir nefes almak lazım. İçin kalabalık, için dert dolu insan dolu. Yolumuz uzun ve yorucu.








Önce Kızılkayalar'dan iki ıslak çekelim kendimize. Yürümeye başlamadan enerji verir. Hadi hadi aç olmasak bile dayanamaz yine yeriz, kandırmayalım kendimizi.






Önce tramvaya binelim. Tünel'den dönerken daha güzel gezilirsin sen.






Tünel'in nispeten daha az olan kalabalığına dalalım. Müzik marketlere girip çıkmak, satıcılarla sohbet etmek, karakalem posterlerden almak lazım. Bir de oturup çay içtik mi tamamız.


Eminim şimdi yukarı çıkarken bir kaç sokak müzisyeni vardır. Ne kadar yetenekli insan varsa zaten enstrümanını alır koşar sana, oturur bir köşe başına.




Galatasaray'a gelince bir kez daha bakarım o heybetli kapıya. Ne de güzeldir günün her saati.






Pasajlarını gezmek istedi canım. Hangi birine girsem bilemedim. Aznavur mu desem?






Halep mi?




Atlas mı?




Acaba inci'den bir profiterol mü yesem? Biliyorum en güzel orada yapılıyor.




Tadını damağımda bırakan bir tatlıdan sonra aslında birkaç kadeh bir şeyler içmek istedi canım. Ama karar veremiyorum hangi sokakta bulsam kendimi.


Nevizade rakı ister.




.
Çiçek pasajı fasıl.





Küçük Beyoğlu kokteyl.






Oysa ben bugün şarap havamdayım. Ver elini Asmalı Mescit o zaman.






İçkimi de içtikten sonra meydana gelir efkarlanırım. Sen neler gördün be kardeşim, sevgilim, parçam İstiklâl.

Gün geldi nefes gibi slogan attılar içinde. Kan gördün, Polis gördün, ölüm gördün.







Gün geldi, renge bulandı için. Aşk doldun, farklılık doldun.








Son kez bakarım sana ve aklımdan geçer: Sen İstanbullular için hâlâ bir liman, olmayanlar için hâlâ bir hayalsin...

12.01.2011

Bir ben var benden içeri: Kişilikler ve isimleri

Merhaba, ben kişilik bölünmesi yaşayan bir insanım. Kendilerini şöyle tanıtayım.

Dralaye: Bu yazıları yazan ve siz çevremdekilerin tanıdığı kişi.

Deniz: En derin kişiliğim. Kendisiyle iletişim kurmanıza izin vermez, sadece benimle konuşur.

Cassandra: Ruhsal kişiliğim. Wiccandır, meditasyon yapar, mum yakar, dua eder.

Necati: Erkeksi kişiliğim. Erkek ortamlarına girmemi kolaylaştırıyor.

Athena: Kadın kişiliğim. Bunu kimse bilmez, azimle göstermez kendini. Çoğunlukla Dralaye kostümünü giyerek karışır Athena aranıza.

Kıllı-göbekli Amca: Süleyman da diyebilirsiniz. En mağara adamı halim.

Gözyaşı Şişesi: Saf depresyon yaşadığımda onun kadar kırılgan ve hüzünlü oluyorum.

Lâl-kedi: Adı üstünde kedi. Ama kediliğinden nefret eden bir kedi. Sırnaşır ama okşanmak istemez.



Şimdilik bu kadarını paylaşabilirim sizinle. Zaten onlar kendilerini bana açtıkça ben de sizlerle paylaşırım.


Edit: Üşenmediğim bir anda hangi yazıları hangi kişiliğimle yazdığımı da etiketlerim. İsteyen bakar artık.

4.01.2011

Gerçekten görebilir misin beni?

Olduğumdan daha farklı davranmıyorum
Gözlerin hep anahtar deliğinden bakıyor olmalı bana
Ne diğer kişiliklerimi saklıyorum senden
Ne de arzularımı, isteklerimi


Olduğum gibi güzelim
Saçlarımın bal rengi olmasına gerek yok
Gözlerim zümrüt yeşili değil
Ayaklarım kocaman, burnum yamuk
Ama sen fark etmesen de
Özelim


Küfredebilirim tüm kibar kızların aksine
Sürekli iğnelemelerime maruz kalabilirsin
Belki gözünün içine bakarak yalan söylemişimdir
Bunlar sana aşık olduğum gerçeğini değiştirmez


Taş kalpli diyebilirsin bana
Ama bir nehir akıyor içimde
Seni düşündüğümde
Dolu dizgin ve ferah


Bunları hiçbir zaman duyamayabilirsin
Ağzımdan çıkacak kelimelerin yükünü taşımanı istemem
Günahım kendi boynuma



Sen istersen eğer

Teker teker sökebilirim yıldızları yerinden
Tüm dünyayı kırmızıya boyayabilirim
Silebilirim ikimizi zamandan
Şarkılar söylerim belki sana


Her gece duymayasın diye
Bilmeyesin diye
Bir kesik atıyorum bedenime
Gün sayıyorum




Sen beni görene dek
Olduğum gibi beni sevene dek...

3.01.2011

Kız kardeşim, hep mutlu ol



Biz öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, en yakın yoldaş olması gereken kadınlar törpülerle, cımbızlarla, kalemlerle, klavyelerle savaş açmışlar hemcinslerine. Kimi zaman bir ego yarışı, kimi zaman bir aşk, kimi zaman bir dostluk olmuş kadınlarımıza baltaları çıkarttıran.





Ama bence hepsi yalnızca kocaman bir bahane. Ataerkilleştikçe, gücümüzü kaybettikçe içten içe korkmuşuz kendimizden ve birbirimizden. Bilinçaltında hiç unutmamışız aslında içimizde yatan cevheri.Tehdit altında hissetmişiz bir başka kadın birazcık da olsa kabuğunu kırıp, ayakları üzerinde durduğunda.






Biraz olsun silkelenip sormalıyız kendimize: "Kız kardeşlerim mi tüm bu kadınlar, yoksa inadına ötekileştirdiklerim mi?"






Bu konudaki en güzel sorular Leyla Alaton'un dudaklarından dökülmüştür.


"- Bir başka kadının başarısıyla mutlu oluyor muyuz?
 - Bir hemcinsimizin hayatında daha mutlu, işinde daha başarılı olması için ona açıktan destek veriyor muyuz?
 - En azından bunu bir iyi niyet temennisi olarak içimizden geçiriyor muyuz?"



Dürüst cevaplarımız eğer "hayır" ise, bizler kardeşlik duygularımızı çoktan kaybetmişiz demektir.






Not: Elif Şafak'ın Firarperest adlı kitabındaki "Kız Kardeşlik Ölçümleri" adlı yazıdan etkilenerek yazılmıştır.

21.10.2010

Tears of a kitty


Yağmurlu bir sokak, sessiz bir gece ya da belki tam tersi. Sessiz akan bir ırmak gibidir bazen yağmur gecede. Adımlar damlalara, damlalar dertlere karışır da bir sokak kedisi oluverirsin karanlıkta. Ansızın kulakları yırtılır, küçük dünyan silkelenir, bir su birikintisine gömülür başın. 

Seni öldürürler belki.
Belki de köpekler parçalar vücudunu zevk olsun diye.

Birinin gelip seni kurtaracağını umarsın. Beklersin. Akan her damla kanında kaybolur nefesin, umudun. Son soluğunu alamadan boğulursun yağmurda, tozda, kanda...

Dışardakiler bilirler başına gelenleri. Bilirler seni ve senin gibi nicelerini. Peki sen bilir misin, neden susarlar? Neden gözlerini kaparlar olanlara?

İnsanlar gözyaşlarından korkarlar ve bunu bilmezler. Ağlamamak için sıkılır yumruklar, kapanır gözler. Yalnız kalırsın da bir sıcak yuva vermezler.

İnsanlar ağlamaktan ve ağlayacak kadar cesur olanlardan korkarlar hep. Sen ise bir küçük kedi, bir damla yağmur olup karışırsın toprağa.

18.09.2010

Bekle- bekle-dur


Merak kedidir, kedidir merak
Tırmalar, yırtar, kaçar, kandırır
Beklersin
Bekledikçe bekleyişe susarsın
Gelmeyişlere yanarsın
Kedidir merak
Sevmezsin, inadına gitmez
Nankördür ya
Acıtır, zorla kanırtır tüm eski yaraları
Sen bilmesen bile o bilir
Merak kedidir, kedidir merak
Kan kokusu arar tenlerde
Buldu mu da...
İşte orası vahim, orası saklı
İki dudak arası derler ya
Bekle dur
Yarın olsun, yarın olsun

Merhaba dost


Beni nasıl bilirdiniz? Ben kendimi eskiden çok iyi bilirdim. Şimdi ya hiç bilmem ya kötü bilirim.

Benim ki de laf. Ben kendimi bilmezken siz nasıl bileceksiniz. Hele böylesine rol yaparken, böyle içim kan ağlar yüzüm gülerken.

Korkmayın cancağızım, bir derdim yok. Daha doğrusu yeni bir derdim yok. Her zaman olduğu gibi, önceden olmuş olayları ancak algılayan bir beynim ve canımı çıkarmaya çalışan bir kalbim var. 

Böylesi zorlu bir sınavda yalnızım dostlarım. Hiçbirinize güvenemem. Bilemem ki yanımda olacak mısınız? Olabilirsiniz. Kanıt isterim, benim için neler yapabileceğinizi görmeyi. Tekrar annelik yapabilmeme izin vermenizi.

Bana dertlerinizi anlatın cancağızım. Şu patlayasıca kafam uzaklaşsın artık benden, kendimden, dertlerimden, geçmişimden. Evet ya, en çok da geçmişimden. Bırakın kendi geçmişimi değil sizinkini düşüneyim. Bırakın sizin için ağlarken, kabus görmeyeyim.

Lütfen, beni kendinizi açacak kadar çok sevin. Sabredin ki, ben de sizi o kadar seveyim....

14.09.2010

İsterdim ki...


İsterdim ki, artık hayatımda olmayasın
İsterdim ki, aldığın nefesler içimi ürpertmesin
İsterdim ki, herkesten saklamayayım acılarımı
İsterdim ki, gerçeksen bitsin bu acı...


Ve bir hafta sonra aylar geçmiş olacak
Ve ben yine umutsuzca, mutsuzca, sessizce
Dileyeceğim


İyi ol
Sağ ol
Uzak ol
Ama bir daha görme beni.



Bilerek ve isteyerek böyle okunması zor yaptım. Ne yazık ki bir çoğunuz kim olduğumu biliyor. Bense bazen sadece içimi dökmek istiyorum. Bir kerelik de olsa bilmezsen gelebilir misiniz?

20.08.2010

Şiirler

Ben şiir yazmayalı çok zaman geçti. Hatırlıyorum, eskiden kompozisyon sınavlarından geçemezdim. "Çok şiirsel yazıyorsun", "devrik cümlelerin rahatsız ediyor" bahaneleriyle hep düşük notlar verdiler. Hiç anlatamadım onlara, devrik cümlelerin benim için en kurallı cümlelerden daha iyi olduğunu. Beynimin devrik cümlelere uygun çalıştığını. Benim için en önemli şeyi yüklem niyetine en sona koyduğumu ve bazen, görebileceğiniz üzere, yüklem dahi koymadığımı.

Ama artık yazmıyorum şiir. Hala kurallı cümleler kurarken çok zorluk çekiyorum. Devrik cümlelerimi daha da devirmek için elimden geleni yapıyorum gizliden gizliye. En çok da beni şiir yazmaya teşvik eden insanları özlüyorum.

Sahi, nerelerdesiniz?

7.08.2010

Daydream

Gün içinde bir yere oturdum ve odak sorunu çektiğimi fark ettim. Yavaş yavaş beynim arındı düşüncelerden. 

Sonra birden kendimi karlar altında St. Petersburg meydanında devasa paltomla yürür halde buldum. İşin tuhafıysa hiç yadırgamıyordum bu durumu. Paltom beni, ben paltomu sürükleyip gidiyorduk işte. Tek kelime rusça anlamıyordum ve umrumda bile değildi. "Somewhere over the rainbow" adlı şarkıyı var gücümle söylüyordum o berbat aksanımla. Herkes bana bakıyordu, bense kendi etrafımda dönüyordum kollarım açık. bir nevi semazendim o anda. Evliydim, bir bebeğim olacaktı. Kocaman dünyada hâlâ üşüyordum, hâlâ kalabalıklar içinde yalnızdım ama mutluydum. Farkettim ki hiç gerçekten mutlu olmamışım.

Ne yazık ki "daldın yine bir yerlere" diyen bir arkadaş tarafından koparıldım güzel düşümden. Gözlerim doldu, sakladım. Evimdi orası benim, geleceğimdi belki. Erkenden ayırdılar beni ordan. Şimdiyse düşüme kavuşmayı beklemek düştü bana.

Gündüz-düşü, gece-düşü...

24.07.2010

Bilmeni isterdim bir şeyi

Şu son 3 haftada başıma o kadar çok şey geldi ki. Hayatıma giren-çıkan yeni-eski bir sürü insan. Hiç kimseye anlatamadan bir dolu şey yaşadım, yaşıyorum ve en zoru hissediyorum. Çok bilgi de vermek istemiyorum. Sadece

Bilmeni isterdim bir şeyi
Seni ne çok sevdiğimi...

21.07.2010

...

Hepinizi özlemişim dostlarım. Ettiğimiz kavgalar içimi parçalamış, yokluğunuzda belkide ölmeyi istemişim. Ama hala ordasınız ya... Elimi tutuyor, göz yaşlarımı siliyorsunuz. Bir gülümsemem için kendinizi paralıyorsunuz.

Özlemişim dostlarım... Karşılıksız sevilmeyi özlemişim ve sizi öyle tüm kalbimle sevmeyi...