Dralaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dralaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10.03.2011

Sen nasıl istersen



Biliyorum, ordasın. Benimle bir derdin var. Bu içinden engelleyemediğin bir şekilde çıkıp, bana kendince laf sokmana sebep oluyor. 




Biliyorum. Zamanında ben de aynısını sana yapmıştım. Biliyorum ben de en az senin kadar haksızdım.


Neyse, açıkçası umrumda bile değil bu tavrın. Nasılsa yakın zamanda çıkacaksın hayatımdan ya da gelip bu sorunu çözeceksin.


Kendi yarattığın bu durum beni alakadar etmiyor.


İşte o zaman kadar.

24.02.2011

Gelinlik bakınmaca



Yakın zamanda evlenmiyorum da ama gece gece kendimi gelinlik modelleri arasında kaybettim. 


Hemmen kendimi bu durumdan koparıyor ama sizin için de 2 tanecik model paylaşıyorum.



Ps: Gotik modeller bence ekstra güzeller.


Hoşgeldin Migren

Bugün öğrendim ki (yani daha doğrusu bir de doktordan duydum) benim migrenim varmış.


Onun yüzünden şimdi bir avuç ilaç almak, günde bilmem kaç kere tansiyon ölçtürmek zorundayım.





Olsun ama MR çektirmeden atlattım ya, o bana yeter.

Çalışmaya başla bakalım

Evet, daha 2. haftada olmama rağmen cuma gününe 3 tane quiz var. Hangi birine çalışsam gerçekten bilemiyorum.



Yine üzülerek fark ediyorum ki derste anladığımı düşünmeme rağmen iş soru çözmeye gelince kafamda milyonlarca soru işareti oluşuyor. 


Bugün yaklaşık 4 saat çalışmama rağmen bir ilerleme gösterdiğimi de düşünmüyorum ya neyse.


Şimdilik bir duş, sonra yatak.


Sonrası artık yarın gece...



23.02.2011

Daha şimdiden yoruldum

Sevgili okulumdaki bahar döneminin 2. haftasındayız ve ben daha şimdiden kendimi tatil hayalleri kurarken yakalıyorum. Ama ne yapayım, pazartesi günlerim o kadar dolu ki... Tam 9 dersim var. Sabah 8.40, akşam 19.30. Şimdi bir de dans kursum var, 19.30-21.00. Artık yolda ruhumu teslim ederim diyorum.




Ne olurdu 1 hafta tatilim olsaydı. Kendimi rengarenk kırlara atıverseydim. Kartpostal kıvamında resimler çekseydim...




Belki de bir göl kenarına giderdim. Her sabah erkenden uyanıp elimde kitabım ve çay termosumla yalın ayak suyun serinliğini hissederdim.






Belki de bir göl evi kiralardım (malum hayallerde hepimiz zenginiz). İçinde özgür gezeceğim, şarabımı içeceğim bir ev.







Arınmaya ihtiyacım var sanki. Sanki şöyle bir su çırpışımda ellerimden başlayıp beyaza kesecek yüreğim.






Ama daha en az 6 hafta var tatilime. 


Bekliyorum, bekliyorum, bekliyorum....



22.02.2011

Migren, mi acaba?

Öyle berbat baş ağrıları çekiyorum ki uzun
süredir...

Neredeyse kabullendim artık bu 
durumu. 

Ama son bir kaç aydır ayağa 
kalkmama bile izin vermeyecek şekilde
ağrıyor başım.

Mide bulantıları, yemek yiyememek, tuvalete bile gidememek vs.



Artık dayanamadım, bugün babama söyledim. 


Perşembe günü nöroloğa gidecekmişiz. 


Bakalım ne çıkacak...


12.02.2011

14 Şubat ?!?

Eveeeet bu seneki sevgililer günü şenliklerine hoş geldiniz efendim. Şak şak şak şak (alkış efekti).



Her sene sevgililer günü dünya da insanlar çeşitli gruplara ayrılırlar.






1) Sevgililer günü kutlanmalı diyenler.




       a) Sevgilisi olanlar: 

 Bu gruptaki arkadaşlarımız her sene sevgililer gününde sevgilileri olmasına dikkat ederler. Haftalar öncesinden planlar programlar yaparlar. Hediyelerinin fiyonklarını ütülerler. Onlar için sevgililer günü kutlamak bir nevi statü göstergesidir. Ha, bir de bazıları vardır ki, yalnızca hediye canavarıdırlar.






      b) Sevgilisi olmayanlar: 

Onlar umutsuz romantiklerdir. Hollywood romantik-komedi filmleriyle büyümüş, sevdiği insana aşkını o gün itiraf etmiş insanlardır. "Biz mutlu olamadık, bari başkaları mutlu olsun" derler.







2) Sevgililer günü kutlanmamalı diyenler.
 


      A) Sevgilisi olanlar.



            a) Sonradan fikir değiştirenler: 

 Bu güzide insanlar zamanında sevgililer gününü bol bol kutlamışlardır. Artık ceplerinde para, akıllarında fikir kalmadığından "kutlamak çok gereksiz, canım" havalarında gezerler. Eğer sevgilileri de kendileri gibiyse, kutlamazlar olur biter.






            b) Hep aynı şeyi savunanlar:

" Bu bir kapitalist oyunudur", "sevginin günü olmaz" derler. Kutlamazlar ve hatta kutlayanlara burun kıvırırlar.








      B) Sevgilisi olmayanlar.



            a) Sonradan fikir değiştirenler.




                 aa) Daha önce sevgilisi olmuş olanlar: 

Bu gruptakilerin eskiden (yani sevgilileri varken) 1.a grubunun üyesidirler. Ancak gelişen şartlar yüzünden kırılan gururları onları bu fikri savunmaya itmiştir.






                ab) Daha önce sevgilisi olmamış olanlar

Onların bazıları artık sevgili bulacaklarına dair inançlarını kaybetmişlerdir, bazılarıysa "sevgilim yoksa sevgililer günü tü kaka" derler.








            b) Hep aynı şeyi savunanlar

Bu grup 2.A.b grubuyla benzerlik gösterir. Ama bir kısmı da 2.B.a.ab grubundakiler gibi daha en baştan asla sevgilileri olmayacağını düşünürler.






















Şey, ben mi? Tam bir 2.A.a örneğiyim. Yani sevgilim var, zamanında kutladım ama 2 senedir fikir değişikliğiyle sevgililer gününün kutlanmasına karşıyım. Bana ne kardeşim ya. O gün bir dal güle 20 lira vermeler, minik kalpli şeyler almalar. İsraf anacım israf. 




Ama herkes keyfine baksın tabi ki.








Peki ya siz? Dürüst olun ve yorum bırakın canlarım. Siz hangi gruba aitsiniz?



Not: Eğer gruplamamdan hoşlandıysanız ve siz de okuyucularınızın cevaplarını merak ediyorsanız yazımı alıntılayabilirsiniz, haber vermek şartıyla. (Gülen yüz)

7.02.2011

Tatil ne arar la bende



Koskoca 3 haftalık tatilin sadece 1 haftacığı kaldı ama ben şöyle bir rahat edemedim. İçim kan ağlıyor dostlarım, ah ah.


Bu iki haftada; toplam 4 şehir gezdim (ailemi ziyaret de dahil), 12 oyun sahneledim, 4500 çocuk izledi, 6 kitap bitirdim, arkadaşlarımla buluştum...



Ama dinlenemedim. 


Nerede bu tatilin tatilliği???

Ders seç(eme)mek



Yarın sabah saat 09:00'dan itibaren bu yazıya maruz kalacağım. Sonrası sonsuz bir enter-backspace cenderesi.





Parmaklarımıza kuvvet.

1.02.2011

Aghhhh: İnternetsiz yaşam!



Sıkılıyorum anacım internetsiz. Ne dizi izleyebiliyorum, ne blog takip edebiliyorum, ne yazı yazabiliyorum.


Merhaba, ben bulduğu interneti hangi dersleri seçeceğini bulmaya harcayan kızım.


Amma sizleri yazısız bırakmıyorum, minicik de olsa.


Love you, kuzular.

29.01.2011

Gitmek üzere dönmeler

Şimdi ben geldim ama yine gidiyorum. 


Buralarda olmadığım süre boyunca 3 şehir gezdim, 12 oyun sahneledik, 4500 çocuk izledi.


Bol bol yemek yedim kilo aldım.


Yarın ailemin yanına gideceğim ve yine internet olmayacak. 


Beni çok özleyin.

22.01.2011

Yok ki



Bir hafta kadar buralarda olmayacağım.

Beni çok çok özleyin.

19.01.2011

Neden ha neden??



Sınavlarım bitti ve önümde boş geçireceğim yaklaşık 5 gün var. 

Ama ne mi oluyor? 

Provalar öyle salak saatlerde oluyor ki hiçbir yere çıkamıyorum. 

Arkadaşlarımın sınavları oluyor görüşemiyorum.

Yalnız başıma odamda oturuyorum yine öyle.

Ne farkım kaldı final haftasındaki halimden onu anlayamıyorum ya neyse.... 



Vurayım böyle işin ağzına!

18.01.2011

Post-Final Syndrome


Sınavlarım bitti. 


Hayat güzel.


Elimde şarabım var.


Başımda bıdıbıdılayan kimse yok. 


Huzurluyum.


Şarap kaliteli.











Ama uykum var!!!!



Kendimi yorgana sarıp sarmalamak istiyorum.




Yaşlandım ama sakın söylemeyin bana bunu.






Ps: Şarap Ancyra-Syrah

15.01.2011

Yalnızca bir ağrı



Nefes almayı başaramadığım günlerden birinin içindeyim. Birkaç ay önce olsa sigara üzerine sigara yakıyor, şarabı şişeden kafama dikiyor, yanımdaki arkadaşıma çaktırmadan gözyaşlarımı siliyor ve o gittiğinde duşa girip içimi çıkarırcasına ağlıyor olurdum.


Ama içimde bambaşka bir insanın kalbi atıyor artık benim yerime. Ne ağlamak geliyor içimden ne de çekip gitmek. Eskisi gibi savunmasız da değilim. Ellerimi uzatsam sana yetişebilirim.


Sadece göğsümde bu anlamsız ağrı...

13.01.2011

İtiraf vol3

Ah canlarım ah. Ben bir sürü tuhaf alışkanlıkları olan bir insanım. Takıntılıyım ve garibim. Sınava gitmeden önce aklıma gelmiş olan tuhaflıklarımı sizinle de bir paylaşayım bakalım.

  1. Saçımı toplamadan ders çalışamam.
  2. Soğuk suyla asla yıkanamam.
  3. Tek başıma bir kadehten fazla içki içemem.
  4. Tanımadığım numaralar aradığında açmam.
  5. Görmediğim aramalara dönmem.
  6. Kahverengi giymem.
  7. Ne zaman odada yalnız kalsam kendi kendime dans ederim.
  8. Kafam bir şeye çok takıldığında sesli bir şekilde bunu kendimle tartışırım.
  9. Saçımı taramaktan hoşlanmam.
  10. Cips sevmem.
  11. Ice tea içmem, içemem.
  12. Böbrek taşım olmasa asla bira içmem.
  13. Tiyatrocu olmama rağmen tiyatro izlemekten hoşlanmam.
  14. Konserlere gitme sebebim sevgiden çok "adamlar ölmeden bir göreyim" mantığı.
  15. Maddi sıkıntı içinde olsam bile bunu söyleyemem.
  16. Borç kelimesi geçerse sevgilimden dahi para alamam.
  17. Biriyle kavga etmeme sebep olacağını düşündüğüm için Msn kullanmıyorum.
  18. Ayağım sakat ama azimle topuklu ayakkabı giymeye çalışıyorum.
  19. Zamanında ablamdan dayak yediğim için saçlarım eskiye göre yarı yarıya az.
  20. Beni ablamdan korumadıkları için aileme hala kin duyuyorum.


Şimdilik bu kadar ama emin olun çok, çok daha fazla tuhaflıklarım var.

12.01.2011

Bir ben var benden içeri: Kişilikler ve isimleri

Merhaba, ben kişilik bölünmesi yaşayan bir insanım. Kendilerini şöyle tanıtayım.

Dralaye: Bu yazıları yazan ve siz çevremdekilerin tanıdığı kişi.

Deniz: En derin kişiliğim. Kendisiyle iletişim kurmanıza izin vermez, sadece benimle konuşur.

Cassandra: Ruhsal kişiliğim. Wiccandır, meditasyon yapar, mum yakar, dua eder.

Necati: Erkeksi kişiliğim. Erkek ortamlarına girmemi kolaylaştırıyor.

Athena: Kadın kişiliğim. Bunu kimse bilmez, azimle göstermez kendini. Çoğunlukla Dralaye kostümünü giyerek karışır Athena aranıza.

Kıllı-göbekli Amca: Süleyman da diyebilirsiniz. En mağara adamı halim.

Gözyaşı Şişesi: Saf depresyon yaşadığımda onun kadar kırılgan ve hüzünlü oluyorum.

Lâl-kedi: Adı üstünde kedi. Ama kediliğinden nefret eden bir kedi. Sırnaşır ama okşanmak istemez.



Şimdilik bu kadarını paylaşabilirim sizinle. Zaten onlar kendilerini bana açtıkça ben de sizlerle paylaşırım.


Edit: Üşenmediğim bir anda hangi yazıları hangi kişiliğimle yazdığımı da etiketlerim. İsteyen bakar artık.

10.01.2011

Uyku Düzeni

Uykunun tam manasıyla beni düzdüğü şu günlerde, bu konuya değinmesem komşulara karşı çok ayıp olurdu. 



Özetle çoğunlukla uyumuyorum, uyuduğumdaysa kesinlikle uyanamıyorum.


Bu haftaki sınav-ödev ikilisinin beni sürekli sabahlamak zorunda bırakması, 3 günün sonunda bana tarifi imkansız bir kahve midesi* ve sık sık karşılaştığımız Sıçtın Mavisi** vermişti. 


Sınavım ve ödevlerim bitse de ben artık uyuyamıyorum. Sürekli bir sabahlama hali, 2-3 saat arası uyuma çabaları falan. Fakat cumartesi gecesi ya da daha doğru tabirle pazar sabahı 6 civarı yatağa girmiş olan ben sevgili Yeşil tarafından uyandırıldım. Olay şöyle gerçekleşti.



Uyuyordum. Birden oda telefonumun çaldığının ayrımına vardım. Panik halinde cep telefonumu aradım fakat bulamadım. Oda telefonumu açtığımda karşımda panikten artık sesi titreyen Yeşil duruyordu. Sonra öğrendiğime göre saat 18.00 olmuş, yani 12 saat uyumuşum. Yeşil benden yaklaşık olarak 24 saattir hiç haber alamadığı için neredeyse delirmiş, beni azarlıyor.





Anladım ki uyku düzenim yokmuş, uyku benim düzenimmiş zaten.


Bu yazıyı da 06.30da yazıyor olmam durumumu anlatıyordur sanırım. 


İyi uykular sizlere...

*Kahve midesi= Uykusuzluk+yemeksizlik+kahve(ya da çay)

**Sıçtın Mavisi: Sabahladığımızda gördüğümüz, gökyüzünün aydınlanma çabasını gösteren mavi renktir. Adını çalıştığın sınava artık saatlerin kaldığını ve "sıçtın" efektini iyi verdiği için almıştır.




E.g.







Ps: Bir ara bana hatırlatın şunlardan edineyim. Sıkıldım yalnız uyumaktan.


7.01.2011

Hayvan Sevgisi mi acaba?

Canlarım ciğerparelerim. Ben hayvanları sevmiyorum! Bu kadar. Hani sevmek zorunda değilim ama öyle bir hava yaratılıyor ki, sanki onlar dünyanın en ama en sevilesi şeyleri de ben burun kıvırıyorum. Yok anacım hepsi de birbirinden korkunçlar.



Şimdi yanlış anlaşılmasın. Ölsünler demiyorum, hiçbirine zarar da vermiyorum. Fakat benden uzak olsunlar. Çünkü istisnasız hepsinden korkuyorum. 



Mesela köpekler. Sizde sevme, mıncırma hisleri oluşturan köpekleri ben şöyle görüyorum.




Sonra, kediler. Sizlerin kedicik diye sevdiğiniz o kıl yumakları sanki bana gözlerini dikip düşünce gücüyle öldürmeye çalışıyorlar.





Olayın ne kadar ciddi olduğunu anlamanız için bahisleri artıyorum ve kuşlardan da korktuğumu bildiriyorum. Kuzin'imin bir muhabbet kuşu vardı. Ben evlerine gittiğimde kafesinden dahi çıkaramazlardı. O değil de, güvercinler yüzünden Eminönü Cami'nin önünden geçemiyorum.




Son noktam da şöyledir. Balık var ve bana çarpar diye denize giremiyorum.


Benden böyle. Hayvan fobim zaman zaman o kadar tehlikeli hale geliyor ki yanımdakilere zarar veriyorum korkumdan.


Örnek 1: Denizde balık çarptığı için annemin üzerine çıkmıştım neredeyse ikimizde boğuluyorduk.

Örnek 2: Yıldız parkında köpeklerin kavgası ortasında kaldığımız için sevgili Yeşil'in tüm kolunu tırnaklarımla parçalamıştım.




Neymiş efendim. Bana hayvan sevdirmeye çalışmıyormuşsunuz. Benden uzak, Allaha yakın olsunlar, inşallah.