Anita'ya ithafen...
5 yıl önceydi sanırım ya da 6 bilemiyorum. Birileri vasıtasıyla bulmuştum seni MaçaKızı. Benim için ekmekten, sudan, aldığım nefesten daha değerliydin. Yaşar gibi çekiyordum yazdıklarını içime. Sen sigara içiyordun, ben öksürüyordum. Sen şarap içiyordun, benim başım ağrıyordu. Sen annenden tokat yiyordun, ben ağlıyordum.
"Benim onunla konumam lazım" demiştim. Hatırlıyorum, hayatımda hiçbir şeyden o kadar emin olmamış ve hiçbir şeyi o kadar istememiştim. Ben mail attım sen cevap yazdın ve bitti.
Facebook'ta ekledim seni ve sen kabul ettin. Daha çok dahil oldum hayatına. Ama sen o zamanlarda bırakın yazmayı. Hep canım yanar bunu düşününce. Sen nasıl var olabilirsin ki yazıların olmadan.
Bu sene yeni adresinde beni ekledin ve sanki yıllardır en hakiki dostmuşuz gibi konuştun. Yaşadığım şoku ve mutluluğu anlatamam inan. Sen bendin ya zaten, sanki ben de sen olabilirmişim gibiydi. Buluşalım dedin bana, buluşalım dedim. Sen mutluydun, uzaktaydın ve yazmaya başlamıştın. Hayat güzeldi, tanıştık.
Anlattın da anlattın. Yaralarını ilk kez yazılar olmadan gördüm. Sana sarılmak istedim, "korkma ben tararım saçlarını" demek. Çünkü Dralaye ve Anita bilirler hayatta çikolatadan başka mutluluklar da var.
Gün geldi, düştü Anita'mın yüzü, parçlandı aynalarda. Bekledim toparlansın, ben ona bir kez daha yazamadığı yazıları hatırlatmayayım.
Gün geldi, ayakta durabildi Anita. Beni aradaı ve buluşalım dedi. Bu hafta bir gün, bir yerde Dralaye ve Anita buluşacaklar. Küçük dünyalarımızda minik kız çocuklarımız olacak. Biz kadeh tokuştururken, onlar bizim yani annelerinin ayakkabılarını giyecekler. Şuh kahkahalar atıp, bencilce "ben senden daha güzel olacağım" diyecekler. Biliriz ki bizden güzel olacaklar.
Ben seveceğim yüzünü Anita'nın, en çok da minicik kaşlarını.
Çünkü ben en güzel onun eksik yanlarını severim.
Bakar ve gülümser bana.
-Ne güzel kadınsın sen.
-Ben aynayım unuttun mu...
Gözlerimizi kaparız ve hayal ederiz sadece.
Ben ve diğer kişiliklerim
öykü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öykü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30.11.2010
18.11.2010
Bir Kadın...(vol2)
İspanyol ezgilenin sardığı vücuduna bakar Kadın. Gözleri kapalı, kaç zamandır dans ettiğini bilmez. Bir tür trans halinde. Küçücük odası mumlarla dolu. Bir sürü kırmızı kasenin içinde üçer tane mum. Kadın, Erkek ve Aşk için. Mumlardan biri her zaman önce söner ve kalanlar da yarım yamalak birbirine karışır.
Hayali topuklu ayakkabıları ayaklarında Kadın'ın, Kan kırmızısı. Bilirsiniz kardeştir Kadın ve Kan. Sessizce keser ayak bileklerini, istediği kırmızılığa ulaşıncaya kadar.
Diğer tüm dostları bir rakı kokusu kadar uzakken, çalmaz telofon. Bir başkası kadar olamamıştır hiçbir zaman Kadın onlar için. Kırmızıya güvenen bir avuç insan ve onlara günenen bir Kadın.
Yıllardır üşenmeden biriktirdiği gülleri teker teker ezer ayaklarının altında. Odayı Yasmin Levy'nin büyülü sesi doldurur. Kadın'dan önce söyler hep o zaten söylenmesi gerekenleri, "me voy..."
Dikenler batar ayaklarına, kuru bordo güller kızarır Kan'da. Kan ölümden çok doğumdur Kadın için. "Ölmek için doğmak gerekir" diyenlere inat "doğmak için ölmek gerekir" diye haykırır.
Onu ancak Kan anlar çünkü Ka(dı)n aslında içten içe hep Kan(dı).
17.11.2010
Bir Kadın...(vol1)
"Hava karanlık, hava puslu, hava soğuk. Bana Melek diyebilirsiniz, Necla veya Emine. Farketmez. Çünkü bıktım kalıplarınızdan, adlandırmalarınızdan, yarım yamalak tanımlamalarınızdan. Siz bizi asla tanıyamayacaksınız. Bitti. Nokta."
Elindeki son kağıda bunları karalamıştı, Kadın. Sigarasından bir nefes çektiği sırada kağıt da öteki kardeşlerinin yanına düşmüş, buruşuk bir şekilde yerde yatıyordu.
Masanın üzerinde şarap vardı, kadeh vardı, kan vardı. Odada mum vardı, Kadın vardı, kan vardı. Tende acı vardı, zevk vardı, kan vardı.
Hayır, hiçbir şey düşündüğünüz gibi olmamıştı. Ne aldatılmış, ne terkedilmiş, ne ölüm görmüş bir Kadın o.
Boşverin, anlayamazsınız.
Kış geldiğinde onun ayakları üşür. Yıllar öncesine dalar gözleri. Küçük parmağındaki tırlaklar uzar ve morarır. Yalnızlığı en güzel onlar anlatır. Elde bir boyalı tırnak. Upuzun. Sanki dün gece birlik olup tırnaklar öldürmüşler onu. Sanki boğulmuş, duyan olmamış.
Kış geldiğinde hemen pencere pervazına oturur Kadın. Ayaklarını uzatır sonuna kadar, 4kat aşağı değmek istermişçesine.
Kış gelince ruhunu o kadar pis hisseder ki kadın, koşar da gömer ayaklarını balkonuna yığılmış karlara. Dudaklar morarır, eller morarır, ayaklar morarır. Ama ruhu inadına sarılır siyah kaftanına. Kara'ya aşıktır Kadın. Aşkı kardan beyazken, Kara'yı arzular.
Kış gelince eline kalem alır Kadın. Çeker çok sevdiği, ve bi o kadar da nefret ettiği, saman kağıt defterini. Yazar tüm kinini, nefretini, şiir olur, şarkı olur yırtar defteri. Kalem çoktan kağıdı geçip tenini parçalamış olur, farkedemez. Gördüğünde de güler sadece, "zaten ben yapacaktım" der geçer.
Kış gelince kendini sırtüstü halıya bırakır Kadın. Tavan alçalır, duvarlar üstüne üstüne gelir. Boğulur ama alışıktır O zaten. Sus'ar, su'sar da söylemez. Siz ve sizin gibilerin arsızlığından en çok O utanır. Kırmızı çorapları giyer hemen ayaklarına. Siz bilmezsiniz ne çok üşür ayakları.
Kış gelince beyaza karşı Kara kaplar her tarafı. Kadın kırmızılara sığınır. Ojeleri, rujları, elbiseleri sever. Bazen o kadar korkar ki, kana boyar kendini. Eğer bir nokta dahi kırmızıdan uzak olsa teni, yanacak Kara'nın ellerinde.
Ancak kırmızılara güvenemeyeceğini görünce Kadın, eski dostuna Yeşil'i bekler. Bekler ki alsın onu bu çukurdan.
Mevsim kış, her yer beyaz, inadına Kara ve inadına Kırmızıyken. Yeşil baharın derinliklerinde, başka dünyalarda, başka rüyalarda.
Kadın yalnız, dışlanmış, etiketlenmiş, bağırılmış, hakaret edilmiş, suçlanmış, iftira atılmış, Karalar bağlamış, boğulmuş, sövülmüş, yıkılmış.
Hayalindeki küçük elli, yeşil gözlü meleğini bile almışlar elinden. Rahmini deşip çıkarmışlar. Hiç olmamış olan, hayali bir bebeği kabuslarında öldürdüklerini hiç unutmamış Kadın. Sanki hiç doğuramayacak gibi ağlamış. Korkar olmuş gelecekten. Kırmızıdan ve onun getirdiklerinden.
Bir tek Kan kalmış, en yakın arkadaşı, kardeşi.
Keserdi Kadın kendini, mum alevlerinde yoğururdu tenini. Kan O'nu isterdi, O da Kan'ı.
Yerden bir kağıt aldı Kadın. Saçındaki ince çubuğu çıkardı ve kanayan bileğine batırdı. Kağıdın yazılı tarafına sürdü bileğini ve arkasını çevirdi.Yazdı:
"Kan uykusu..."
21.10.2010
Tears of a kitty
Yağmurlu bir sokak, sessiz bir gece ya da belki tam tersi. Sessiz akan bir ırmak gibidir bazen yağmur gecede. Adımlar damlalara, damlalar dertlere karışır da bir sokak kedisi oluverirsin karanlıkta. Ansızın kulakları yırtılır, küçük dünyan silkelenir, bir su birikintisine gömülür başın.
Seni öldürürler belki.
Belki de köpekler parçalar vücudunu zevk olsun diye.
Birinin gelip seni kurtaracağını umarsın. Beklersin. Akan her damla kanında kaybolur nefesin, umudun. Son soluğunu alamadan boğulursun yağmurda, tozda, kanda...
Dışardakiler bilirler başına gelenleri. Bilirler seni ve senin gibi nicelerini. Peki sen bilir misin, neden susarlar? Neden gözlerini kaparlar olanlara?
İnsanlar gözyaşlarından korkarlar ve bunu bilmezler. Ağlamamak için sıkılır yumruklar, kapanır gözler. Yalnız kalırsın da bir sıcak yuva vermezler.
İnsanlar ağlamaktan ve ağlayacak kadar cesur olanlardan korkarlar hep. Sen ise bir küçük kedi, bir damla yağmur olup karışırsın toprağa.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
